YEREBATAN SARAYI
Gözyaşlarının en tatlı tebessümü dahi kıskandırdığı görkemli bir sarayda atılan ufak adımlarla başlamıştı ney sesleri arasındaki yolculuk. Nem kokusu arasında korkunun izlerine rastlayan gözlerin açıldığı mekanda insanların gülücükleri yankılanıyordu. Yerabatan koca sarayın hangi zalim hükümdarın hışmına uğradığını düşünmekten allak bullak olan zihnini tazelemeye çalışan küçük çocuk çıktığı bu yolculukta şaşkınlık içersindeydi adeta.
Karıncaların evleri yoktu.Tıpkı geçen yıl evlerini basan su gibi onların evleride su doluydu. Çocuk bir kez daha yıkıldı.
Saray demişleri ona burası için. Koskoca saray. İçersine girdiği her adımında yerebatırılan bu sarayın suçlusunu arıyordu kaçamak gözleri ile. Su, beton ve ıssız derinliklerden gelen ney sesinden başka birkaç damla gözyaşını görebildi sadece. karşısında duran başı eğik bayanın Medusa olduğunu belkide hiç öğrenemeden yüreğinde acı ile attı kendini dışarıya.
Hayat öne bir kez daha öğretmenlik etmişti. Yerebatanın saray olamayacağını, bir sarayın ise yerebatamayacağını orada anladı. İnsanların hayvanlardan daha aşağıda olabileceğini, gördüklerinin göremediklerini gizleyebileceğini o ney sesinde dinledi. Ve başı eğik bir bayanın gözyaşlarının sarayı bile yerebatıracağını o gün orada hissetti...
Tevfik YAZICILAR









AKP 'li Devlet Bakanı 

Yorumlar