İstanbul’da Karaköy Meydanı’nda, Akbank’ın önünde bir armut ağacı var. Her bahar çiçek açar, meyve verir. Kimi-kimsesi, arayanı soranı yoktur. Olgunlaşmadan dökülen meyveleri ara-sıra dibinde oturan ayakkabı boyacılarının tepesine düşer.
Onu oraya kim dikmiştir? Nasıl gelişip serpilmiş, böyle güzelleşmiştir? Yapraklarının üzerinden bugüne kadar kaç metreküp zehirli gaz, kurum geçmiştir? Bütün bunlar bir yana. Şehrin her yanını masa üzerinde kesip biçen eller gün geçmiyor ki Karaköy Meydanı’nı delik deşik etmesinler. Caddeler açılıyor, kapanıyor; alt üst geçitler inşa ediliyor, binalar yıkılıyor, yapılıyor, saltanat tacını elbirliği, gönül hoşluğu ile başına geçirdiğimiz arabalar uğruna her zillete katlanıyoruz.
Armut ağacı yıllardır meydanda olup-bitenleri gözlüyor. Dozerlerin kepçeleri, çelik tırnaklarını zaman zaman köklerinin uçlarında gezdiriyor. Yanından yöresinden henüz ergenliğe varmış küçük fidanlar tutuklanıp götürülüyor, çiçek tarhları bozuluyor, yeşil alan diye yapılan el kadar sahalara asfalt dökülüp bir iki arabaya daha park yeri açılıyor.
Armutçuk yaprağının yeşilini parlatadursun, küçümen meyvelerine kaskatı kesilmiş toprağın üzerine betonlar, asfaltlar dökülerek nefesi kesilmiş toprağın derinliklerinden iki yudum su emerek taşımaya çalışsın, dibinde gölgelenenlere kol-kanat gersin kimseler onu fark etmiyor. Haydi meydanın mahşeri andıran kalabalığı neyse, ya o bankaya her sabah gelip her akşam giden insanlar. Ne olurdu içlerinde bir genç kız, başını sevda dumanı kaplamış bir delikanlı, bir olsun selam verse, şöyle bir gülümsemiş olsa.
Önünde dikilip durduğu bankanın varlığı, yani kağıt paranın itibarî değeri, yani bir hisse senedi gibi görülmeye dayanamıyor. Bir süs bitkisi değil o. Ne Kanada kavağı, ne de akasya. Cetleri asalet unvanı taşımıyor ama her uzvu ile halis armut ağacı olduğunu ispat edebilir.
Oracıkta insanların haline bakıp duruyor. Analar ellerinden tuttukları çocukları hoyratça çekip götürüyorlar. İşportacılar yerlere tükürüyor, uğultudan kimsenin ne dediği anlaşılmıyor. Şehrin insanları “ağaç” diyorlar sadece, “balık” diyorlar.
Evet, “çocuk” diyorlar sadece, bir numara çeviriyorlar, bir amblem istiyorlar, bir slogan.
Plancılar yeşil alanları yeşile boyuyorlar, çevreciler oturdukları modern teknolojinin koltuklarında mayışarak dumansız yakıt, zararsız deterjan istiyorlar. Onların bütün korkusu alışkanı oldukları “yalancı cennet”e bir gün gelip “elveda” diyecekleridir. Balkonlarda büyüyen çocuklar tavuklardan korkarken, ihtisas alanı dışında kalanlar buğdayla arpayı ayırt edemezken, kim bakar Akbank’ın önündeki armut ağacına?!Varsın kendisi hayatın hakikatini apaçık bir ayet olarak dört mevsim haykırıp dursun.
Mustafa Kutlu/ Arka kapak Yazıları









AKP 'li Devlet Bakanı 

Yorumlar