Altsayfa

Dosyalar

ÇİNGENELER BİR AVRUPA YAZGISI:    Çingeneler Avrupa'nın güzel ırklarından biridir. Gerçek Çingene görmemiş kişiler, onların fiziksel görünümlerine ilişkin bir düşünceye sahip olmak için eski yazarların verdiği imgelere bakmamalıdır.
 

RUMELİ’YE GEÇİŞ : Salla Rumeli'ye geçilip buraların fethedildiği düşüncesi, tamamen gerçek dışıdır. Karasi gazilerinin Osmanlı’dan önce Rumeli'ye sallarla geçip, yağmada bulunmalarıyla ilgili olaylar, Osmanlı'ya atfedilmiştir.

Edebiyatname

Confessions of a ShopaholicSanmanki talebi devlet ü câh etmeye geldik.  Biz aleme bir yâr için âh etmeye geldik
e-Posta Yazdır PDF

KADIN ŞAİR OLURSA GÖR BAŞINA NELER GELİR

Klasik şiirimiz önce Zeynünnisa (mahlası Zeynep) ve Fahrünnisa (mahlası Mihrî) hatunları tanıdı. Zaman kurun-ı vustadan yeni çıkmıştı ve Osmanlı İmparatorluğuyla birlikte şiiri de temellendiriliyordu. Sonra asır be asır Hubbî Ayşe’ler, Tutî’ler, Sıdkî’ler, Anî Fatma’lar, Fıtnat’lar, Safvet’ler, Nesibe’ler, Şeref ve Sırrî’ler sökün edip geldiler. Tanzimat bunların sayısına on sekiz daha ilave etti. Nigar ile İhsan Raif ise kudema bezmine ahirde gelenlerden oldular.

Sonuncusu hariç hepsinin ortak özelliği gazel yazmış olmaları idi. Yani aruz vezniyle kadın ruhunun zarafetini terennüm etmişlerdi. Onların sevgilileri de Divan şiirinin hilal kaşlı, kara gözlü, servi boylu, işveli ve edalı güzellerinden gayrisi değildi. Klasik yapının kuralları onları da erkeklerle aynı kulvarda yarışmak zorunda bırakmıştı ve bu yüzden eski şiirimiz kadın duyarlılığının içe dönük serazad hayallerinden yeteri kadar istifade edemedi.

Osmanlı cemiyet yapısında kadının tahsilden azade tutulması, ona belki evininin süsü ve kocasının baş tacı olma şerefini kazandırdı, illâ birçok kabiliyetler gibi ruhlarında şiir çağlayanları kaynayanlar da çorak vadilerde heder olup gittiler. Daha kötüsü, sayıları zaten az olan kadın şairlerin isimleri, nisyana mahkûm edilircesine ne tezkirelerde, ne diğer kaynaklarda anılmaktan vareste tutuldular.  Kimbilir, erkek tezkire ve kronik müellifleri bunu hafiflik mi saymışlardı; yoksa kıskanmışlar mıydı?! Oysa bilinir ki Kanunî Sultan Süleyman’ın ve III. Ahmed’in saraylarında şiir söyleyen nedimeler, cariyeler, hanımlar vardı. Acaba şiir söylemek kadın için hafiflik miydi; yoksa ihtiraslı bir erkek otoritesi karşısında ezilmek kader mi olmuştu?! …

Elde isimleri ve eserleri mevcut kadın şairlerin daha ziyade çağlarında sözün efendisi olan ulu şairlere nazireler söylemekten ileri gidemeyişleri neyle izah edilebilir? Vakıa, devirlerindeki geçerli sanat anlayışı, onlara kadınlığı bir yana bırakıp sözün en yiğidi olan erler gibi mazmunlar bulmayı, teşbihler yapmayı, tasvirler çizmeyi ve hatta nükteler icad etmeyi dayatıyordu. Ya o harabat alemlerinden bahsetmeler, içkiyle mest bir meclisten dem vurmalar… Ne yapsınlardı ki şairlik zarafeti onlara böyle emrediyordu. Şairden sayılmak için herkes gibi onlar da belli kaidelere uymak zorundaydılar. Hiç kimse onlara kadın oldukları için iltimas göstermiyordu. Zaten şair deyince kimsenin zihninde bir kadın portesi belirmiyordu. Şair dediğin şöyle Pîr-i Türkistan gibi, Uşun Kocaoğlu gibi, Dedem Korkut gibi göz doldurmalıydı. Geveze bir kaşık düşmanının ağzından çıkan sözlere kim itibar ederdi?

Klasik şiirin kadın şairleri daima yüksek kültür muhitinde yetişmişler ve çokları hususî hocalardan ders almışlardır. Arapça, Farsça yanında belagat okuyanlar, hüsn-i hat veya tezhip vb. el sanatlarına çalışanlar olmuştur. Zaten çoğu ilmiye sınıfından babaların (kadı, müderris, kazasker vb.) kızları idiler. Onlar da toplumun erkekleri gibi tarikata intisab ederler ve şiirlerine sindirdikleri tasavvuf neşvesiyle mısraları arasında dini motifler öğütürlerdi. Ama nedense tarih manzumelerinden geçemezler, gazelden ayrılığı, hicran sayarlardı da sözgelimi bir mesnevi, bir terkib-i bend yahut da muamma yazmaya cesaret edemezlerdi. Münâcaat ve na’tları hesaptan düşersek kaside yazanların sayısı bile pek azdır.

İlginç olan bir husus vardı. Bunca kadın şair içinde hiçbiri saz şiirini sevmedi, koşma  yahut semai yazmadı. Hatta Tanzimat’a kadar geçecek olan o kadar asırlar boyunca hece veznini kullanan hiçbir kadın şair de çıkmadı. Elbette koçaklama yazmak kadın kalbine göre fazla şiddet içeriyordu ama bir güzellemeye bile iltifat etmediklerine ve yalnızca mani düzüp, türkü teganni etmelerine bakarak kadınların klasik şiir zevkleri için yine de –hakkı teslim edelim ki- “Yaşasın Divân Edebiyatı!” dememiz gerekiyor.

İtiraf ederiz ki kadim şairlerimizin ağzından vuslat, visal, hicran, firkat, zalim, yâr, gönül, sevda, figan, feryad vb. aşk neşideleri duymak bizi de hep bıyık altından güldürmüştür. Çünkü biliriz ki âşıklık erkek işidir ve kadına mâşuk olmak yaraşır. Onlar sevilmeye layıktır; biz ise ancak beğenebiliriz. Hüznü yaşayan ben olmalıyım diyen Osmanlı erkeği, kadının şiir söylemesine belki de bu yüzden alışamamış, hatta şiir söyleyen kadınlar hakkında fıkralar uydurmaktan çekinmemiştir. Çünkü Osmanlı asırlarında kadını beğenmek bile onun iffetine halel getirirmiş. Alenî takdir, kadına karşı bir cüret, bir hakaret sayılır, gizliden gizliye beğenmeler ile ince hastalıklara varan âşıklık, daima kadın lehine fedakârlık demektir. Bu tutum kadını yücelten ve feministler yalancıktan inkâr etmeye kalksalar bile bugün dahi her kadının gururunu okşayacak bir saygı emaresidir. Kadının, adının dahi gizli tutulduğu mahremiyet çizgisinin içinde bir şairenin sözleriyle, velev bunlar sanat eseri mısralar da olsa, meclislerde sohbet konusu olması kocasının boynunu yere eğen bir kabahat telakki olunuyorsa, kadının evinde sultan, sokakta pasban olacağındandır.  Şair olmuş yahut olmamış hiç fark etmez. Nitekim o talihsizlerin pek çoğu da sırf erkekler gibi şiir söyledikleri yahut isimleri şuh meclislerde sıkça anıldığı ecilden ya hiç evlenememiş, ya dul kalmış yahut birkaç koca değiştirmek bahtsızlığını yaşamışlar, velhasıl mesut olamamışlardır. Öyle ya,

Kıl meclisi âmâde ne derlerse desinler

iç dilber ile bâde ne derlerse desinler

 

Âlemde nedir farkı bana medh ile zemmin

Sağ olsun ehibba da ne derlerse desinler

 

Diye alenî meydan okuyan bir hatunun bırakınız kocasını, nikâhsız yaşadığı eşi bile bugün onu savmaya kalkardı. Şair Haşmet  ile Fıtnat Hanım ve Koca Ragıp Paşa arasında vuku bulmuş gibi anlatılan galiz hikaye ve sözlerin vebali biraz kadının evinden sokağa taşan adında idi. Ahmed Rasim üstadın “İstibdâd-ı Edebî’de Kadınlar” başlığı altında kendi  zamanının ekseninde anlattığına göre  “Nezahet-i hulk u nezaket-i hâli cümleye malum olan merhume Nigar Hanım’ın bu gazelini bîedep bir nevreste müteşair çirkin bir tarzda tahmis etmiş idi ki Andelib merhum kaşlarını çatarak guya bakacak, okuyacak imiş gibi elinden aldı, yırtıp suratına fırlattıydı.”

 

Bu yazı kaleme alınırken incelediğimiz kaynak ve edindiğimiz, şimdi hepsi rahmetli olmuş Zihni Efendi’nin “Meşahiru’n-nisa”sı ile “El-Hakayık”ı , Ahmed Muhtar’ın “Şair Hanımlarımız”ı, Murat Uraz’ın “Kadın şair ve Muharrirlerimiz”i, A. Rasim’in “Muharrir Şair Edib”i ve İbnülemin’in “Son Asır Türk Şairleri” eserini şair kadınlardan hürmetle söz ediyor bulduk. Bu hal, bugün bize binlerce mısralar hediye etmiş olan merhumeler için iade-i itibardan gayri ne olabilir. Velev vaktiyle aynalı karakolun Cevriyesi sayılmış olsunlar…

 

 

İskender PALA – ÂŞİNA GÜZELLER

 

İskender PALA ile ilgili Diğer Başlıklar

 

 

 


Yorumlar

İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
URL
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
 
Şuan Bu Sayfadasınız:

Sessizlik

Confessions of a Shopaholic Hayatın bir seher yeli kadar kısa olduğu anlarda gökyüzündeki kuşların çığlıkları bir başka gelir insanın kulağına. Ve sessizlik çöktüğünde gökyüzünün perçemine bir başka olur insan.

Haberler

Confessions of a Shopaholic AKP 'li Devlet Bakanı Egemen Bağış "Heybeliada Ruhban Okulunun, Türk vatandaşlarının ihtiyaçları olan hizmetleri sunabilmek için açılması gerektiğine inanıyorum." dedi.

Bilgi

Sample Images
II. Dünya savaşından sonra bir ilk gerçekleşerek kadın iş gücü bu tarihe kadar görülmemiş bir şekilde günlük hayata girdi. Savaşlar nedeniyle çok büyük kayıplar veren erkek iş gücüne destek olarak kadın iş gücü hayat bulmuş oldu.

Gündem

2006 yılında hükümet FİSKOBİRLİK ile kavgaya girdi. Ardından FİSKOBİRLİK yok olunca, şimdi de yerine kurulan TMO destekleme alımı yapmayınca üretici fındık kartellerinin pençesine insafsızca teslim edilmiş oldu

En Fazla Okunanlar

Altsayfa

Confessions of a Shopaholic

Her sayfanın altında bir sır gizlidir. İster sayfanın altını karıştırısın, ister sayfayı kapatır çıkarsın.