BİLDİĞİMİZ ŞEYLER
Bozkırın baharı kısacık olur. Yağmurlar yağıp gittikten, güneş anaç toprağı ısıtmaya başladıktan, boz sakallı çayır kuşları ötmeye başladıktan sonra. Susuza ekilen ekinler boy verir.
Gelincikler falan açar. İşte hep bildiğimiz şeyler:
Kelkitin altı bağlar
Kız söyler gelin ağlar
Gülün ömrü de kısadır. Bu ömrü kısa gül, herhalde koklanınca gül kokusu duyulan güldür.
Demiryolu bozkırın ortasından geçer. Göz alabildiğine bakarsınız, bir dikili ağaç gözükmez; belki ta uzaklarda tek ü tenha bir ahlat. Bir karaltı. Ekinler başağa durmuştur. Güneş tepeye yükselince kıyamet kopar sanki. Bir çaylak daireler çize çize tepemizde dolaşır. Tarla fareleri fink atar.
Biraz zorlanırsak buharlı trenlerin düdük sesini hatırlayabiliriz. Düdük sesi sararmış fotoğraflara uzanır. Eşeriz eşeriz dibinden bir kampana sesi çıkar.
Eskimiş, bildik şeyler. Makasçı yeşil bayrağı sallar. Bozkırdaki ıssız istasyonun çevresinde birkaç tavuk gıdaklar. Tiren şefi kırmızı kokartlı şapkasını çıkarır, esner…
Bozkırın gecesi başlar. Yıldızlar gökyüzünden sarkar. Harman yerinde yatan çocuklar ellerini uzatsalar bu yıldızları tutacaklarını sanırlar. Her çocuğun bir yıldızı vardır. Tuhaf bir manzaradır. Eski dünya. Ekinler biçilir, dikenler kurur. Rüzgâr döngele toplarını önüne katıp savurur. Toprak sarı, gökler gri… Güz… Eli sopalı güz. Bir yaban armudunun ağzı buruşturan suları. Bütün bunları bildik bir zamana yayarız. Pekmez kaynatırız. Su değirmeni döner.
Ara sıra arkasında tülden izler bırakarak gökyüzünden uçak geçse de, bu bize çok uzaktır. Dünyada olup biten işler bize çok uzaktır. Biz orada, alıştığımız dünyada yaşar dururuz. Her şey tanıdıktır. Dost, düşman; tilki, kertenkele…
Akşamın önü sıra sürüler çıngıraklar çalarak köye dönerler. Kangal iti kurumla geçer önümüzden. Çoban süt dişlerini göstererek güler. Süt, kuş, kuzukulağı, yün, yağmur, yaban lalesi, lor peyniri, kekik. Bakın aslından o paslı yük tireni bile arttık yabancımız sayılmaz.
Şimdi ben tutmuş nelerden bahsediyorum söyleseniz.
Söyleyin, söyleyin, söyleyin, çekinmeyin; bozkırın yüzü gülsün diye ne kadar çalışıp çabaladığınızı biliyoruz. Evet, biliyoruz; buradan yollar geçecek, binalar kurulacak kanallar açılacak.
Bu fersude fotoğraf geçmişte kalacak. Geçmiş. O bir yük tireni değil mi? Bir gül mevsimi, bir leylek. Bırakın gitsin. Tası tarağı toplayıp gitsin.
Önümüze planları, paftaları açalım.
Bozkırı bir baştan bir başa sürelim. Nane, maydanoz ekelim.
Şaşırmayın efendim… Evet, evet… Nane ve maydanoz…
Gülüyorsunuz.
Gülün, gülün. Elbet size de bir gülen bulunur.
Mustafa KUTLU









AKP 'li Devlet Bakanı 

Yorumlar