ZİNDAN HATIRALARI
Mahkeme’den önce… BİR MÜJDE… (syf:200)
Bu olaylar hengâmesinde bir ara uykuya daldım. Uykuda şöyle bir rüya gördüm: Bir meydanda duruyorum. Buranın muhakeme edileceğimiz yer olduğu söyleniyor. Tam o esnada gök yeryüzünü gölgelendiriyor ve bir çadırın yere açılması gibi yere kapaklanıyor. Sonra her tarafı bir nur kaplıyor. Yerle göğün arasını kaplıyor. Bir de ne göreyim, Rasulullah tam önümde kıbleye doğru duruyor. Ben de arkasındayım. Şu buyrukları işitiyorum: “Zeyneb, Hakkın sesini dinle” kulak verdim ve işittim ki bir ses yerin ve göklerin bütün bucaklarını dolduruyor, yükseliyor: Tağutlar hükmünü verecek, zulüm ve haksızlıkla mahkûm olacaksınız. Hak yolun yolcularısınız. “Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun. Allah’a karşı gelmekten sakınınız ki başarıya ulaşabilesiniz.” (âl-i İmran,200)
Bu sözler büyük bit belagatla yer ve gökleri dolduruyordu. Söylenenlerin hepsini, şiddeti, etkileyiciliği, kalbî ve ruhî duyguları sarsması nedeniyle kavrayamadım. Bu ses kesildiğinde Rasulullah bana yöneldi ve sağ tarafa bakmamı işaret etti. Baktım, bir de ne göreyim, zirvesi göğe ulaşan yüce bir dağ. Ancak yeşil bir halı ile döşenmiş gibi toprağı yemyeşil. Ona bakarken Rasulullah şöyle buyurdu:
“Zeyneb, bu dağa çık. Zirvede Hasan el-Hudaybi’yi göreceksin. Ona şu sözleri tebliğ et” dedi ve derin bir bakışla bana baktı. Bir şey söylemedi ama söyleyeceği sözleri fiilen kavradığımı anladım. Benden neyi istediğini kavradım. Eliyle dağı gösterdi, baktım, kendim dağa tırmanıyorum. Tırmanırken Aliye ve Halide el-Hudaybi ile karşılaştım. Sordum: ‘Siz de mi bizimle geliyorsunuz?’ “Evet” dediler. Yoluma devam ettim. Birkaç metre gittikten sonra Emine ve Hamide Kutub’la ve Fatıma İsa ile karşılaştım. ‘Siz de bizimle mi geliyorsunuz?’ dedim. “Evet” dediler. Tırmanmaya devam ettim ve zirveye vardım. Zirvede döşeli bir yer gördüm. Ortasında ayrıca döşeli bir bölme, koltuklu, minderli ve yastıklı. Ortada da el-Hudaybi oturuyor. Beni görür görmez durup selam verdi. Gelişime son derece sevinçliydi. Yaklaşınca ona dedim ki: ‘Rasulullah Hz. Muhammed tarafından emanet olarak verilen bazı sözleri sana tebliğ etmekle görevlendirildim. Bu onun bir emanetidir.’ “O sözler bana ulaştı.” Dedi. ‘Allah’a hamd olsun.’ Oturduk. Sanki bu sözler, telaffuz edilen kelimeler cesetler tarafından değil, ruhlar aracılığıyla nakledilmekteydi. Hudaybi ile yere oturunca dağın dibinde bir tren gördüm. İçinde çıplak iki kadın vardı. Hudaybi’ye gösterdim. Trendekilere baktı. Kadınların çıplak oluşlarına canım sıkılıyordu. “onların bu haline mi itiraz ediyorsun?” dedi. ‘Evet’ dedim. “ bizim bu zirveye ulaşmamızın sadece kendi gayretimiz ve şahsi çabamızla olduğunu mu sanıyorsun? Şüphesiz bu Allah2ın bize bir lütfu ve yardımı iledir. Onlara bakıp kendini meşgul etme!” dedi. ‘ Islah edinceye kadar direnmemiz gerekir.’ Dedim. “Bunu kendi kendine mi yapacaksın?” dedi. ‘Allah’ın yardımıyla’ dedim. “Bize verdiği iyilikten dolayı Allah’a şükretmeliyiz.” Dedi. Allah’a dua ve hamd edercesine ellerini kaldırdı. Ben de ellerimi kaldırıp Allah’a dua ettim, hamd ettim. Beraberce Allah’a şükrederken uyandım.
Artık ben de korku diye bir şey kalmamıştı. Kendimi huzur, güven, rahat ve emniyet içerisinde hissettim. Bu rüya, sıkıntı ve ızdıraplarımı giderdi. Üzüntülerim gitti. “Hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, yolumda eziyete uğratılanların, cihad edenlerin ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. And olsun ki, Allah katından bir nimet olarak onları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nimetin güzeli Allah katındadır. İnkâr edenlerin diyar diyar gezip, refah içerisinde dolanması sakın seni aldatmasın! Az bir faydadan sonra varacakları cehennemdir. O ne kötü duraktır!”… “Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun! Cihada hazır bulunun. Allah’a karşı gelmekten sakının ki, başarıya ulaşabilesiniz.” (Âl-i İmran, 195-196, 200)
Zeyneb GAZALİ









AKP 'li Devlet Bakanı 

Yorumlar