UFUK
Hep bir şeyler olsun diye bekleriz. Gelecek budur. Dalındaki yaprak düşer, tomurcuk patlar. Bazen gökyüzü bulutlarla kaplanır, sıkıntı kol gezer etrafımızda, belki yağmur yağar, arka bahçedeki çamaşırlar ıslanır yahut güneş açar, bir ıslık duyulur.
Ufuk hep oradadır. Gemiler hep vardır.
Açıklarda durur bizi beklerler. Hepimiz bir yolunu bulup hayata açılırız. Kimse yarın ne olacağını bilemez. Akşamsefaları açarken kol kola sahil yoluna inenleri görürüz. Sahil bir kapıdır. Orta ikiden Akdeniz’e kadar uzanır.
Gün ışığı azalır, sesler diner; hafif bir esinti yüzümüzü sıyırıp geçer. O zaman içimizi dinleriz; sanki bir ürperti, bir son duygusu. Derken açıktaki gemiler birer birer ışıklarını yakarlar. Işık, cebe giren el, akşam simiti; bunlar insana güven verir; herhalde “yarın olacak” diye düşünürüz.
Yarın olunca serçe öter. Serçeyi görünce seviniriz. Evet, mutlaka bir şey olacaktır, ama ürküntü vermez manzara; olağandışı sayılmaz; hayatı severiz, çünkü hayat olağandır. Mevsimler değişir, biz bekleriz.
Yaz olsun deriz.
Sandalye çekip oturduktan sonra bir çay söyleriz. Çayımızı içerken çocuklar büyür, kuşlar yuva yapar, bir an ötekine bağlanır, giden gider, boşluk dolar, içimizi dökeriz.
Yol ufukta kaybolur.
Her şey ufukta kaybolur.
Açıkta bekleyen demir atmış gemiler kaybolur. Yoğurtçu evine döner, sigara biter, ses kesilir.
Hani bir selam, çıtırtı, haber, tebessüm.
Bunlar da olur, kayda geçer, bekler. Bekleyiş bitmez. Müzelerde, iskelelerde. Vladivostok’ta, cephede ve berzahta.
Hep bir şeyler olacak diye bekleriz. Sahil yolunda dalaşanlar istikbale gülerek bakarlar. Martı çığlık atar. Muazzez Abacı’nın buğulara bulanmış şarkıları duyulur, karpuz sergilerinde büyülü lambalar yanar.
Tam o sırada tayin emri gelmiştir, ezan çoktan okunmuştur. Havuzun fıskiyesi efsaneler anlatmaya başlar. Pencere yaz gecesine açılır; ateşböcekleri, ishak kuşu, Kervankıran, yolculuk.
Uyku bizi bekler ve sevgili hayali. Sonra duman, gri deniz, ay ışığı, yakamoz. Bütün bunlar ne güzel, ama geçecek deriz. Ufka doğru bakarız.
Herkes ufka bakar.
Orada ne var?
Kim gelecek?
Saat çalar, bekçi köşeyi döner, sokak köpeği bir kuytuya kıvrılır. Bunları biliriz. Çocuk uykusunda sayıklar, dedenin büyütülmüş fotoğrafı aynalı konsolun üstüne asılıdır. Bütün bunları biliriz. Kader alandır. Kaygı uzun sürmez, dalga kumsalı kaplar, izler silinir.
El değmemiş kumsal bekler. Yaprak bekler. Sincap dalda tedirgindir. Yağmur kuşu yükselir. El tetiğe uzanırken kaşın biri ağır ağır havaya kalkar. Tel gerilir.
Gerginlik de uzun ömürlü değildir. Olacak olur ve sular çekilir.
Zaman oradadır. Yani ufkun yanında.
Yani her şey oradadır.
Mustafa KUTLU / ARKA KAPAK YAZILARI









AKP 'li Devlet Bakanı 

Yorumlar