GEL ZAMAN… GİT ZAMAN…
Zaman… Ah zaman… Hem dost, hem düşman. Hem mazlum, hem zalim. Aktıkça köpüren nehir, durdukça kuduran şehir… Yiğide ayak bağı, namerde at meydanı. Nefrete dost ve tuzak sevdaya. İyi ile kötünün, iyilik ile kötülüğün yolunu ayıran bazen; ve bazen rahmette zahmet, zahmette rahmet yumağı. Hayırda şer, şerde hayır gizleyen sır…
Zamâne içre mücerribdir intikam-ı zamân
Hemîşe yahşiye yahşî verir yamana yamân
Zaman bir çizgi… Sonu yok… Başı da olmadığı gibi. Herkese bölüştürüldü bir parçası ezel gününde; acıdan ve sevinçten nakış çizelim, desem işleyelim diye üstüne. Rengi hiç olmadı, tezgâhta hiç dokunmadı.
Aklı evvellerimiz dilim dilim böldüler sonra onu, saliselerden saatlere, günlerden aylara, yıllardan asırlara ve çağlardan milenyumlara eriştirdik eteğini. Ad koyduk; vakit dedik, devir açtık, rûzigârı zamane ile tarttık; ömrü yaşlara böldük. Çocuk idik civan olduk, yiğit idik kemale erdik. En gerçek zaman nefesti oysa, hiç değişmedi ölçüsü. Ne arttı… Ne eksildi. Mevsimler yaşadık, yıllar gördük; içini doldurduk nefes nefes. Kimi üretti onu, tüketti kimi. Üretenler bâtına örttüler hulleyi, bir anılarını dünya yıllarının elli bin yılına sattılar; tüketenler zahire biçtiler kaftanı, elli bin yıllarıyla bir anda tükendiler. Zaman akmakta hâlâ, tâ ki biz gafletle yemeyelim diye ekmeğimizi. İhya edilmezse gece, karanlıktan gayri nedir ki? Birbirine eşitse eğer iki gün, ya kârımız ne ola ziyandan öte!?...
Sâkîyâ mey ver ki bir gün lâlezâr elden gider
Erişir fasl-ı hazân bâğ u bahâr elden gider
Zaman araza hulûl eden cevherler; zaman maddeye hükmeden mana; zaman cisme giydirilen ruhtur. Zaman ruhaniyettir. Müteaddit görüntüsüyle denizden bir damlacadır ve her damla kendi içinde deniz. Zaman bir andır o hâlde. Zaten Efendim de “Dünya bir andan ibarettir” demez mi, zamanı bilelim diye. Ömür akıyorken çabucak, devamlı duruyormuş görüntüsü verir ya hani bize. Hani, ucu ateşli bir dalı hızla sallayınca insan, duran bir ateş çizgisi görür ya gözü. Hani bir fevvârenin zirvesinde devamlı su görünür de, hep başka bir damladır ya en üstteki su? Irmak, her an başka bir ırmaktır ya hani?!...
Zamanı ışık ile ölçenlerin ömürleri güneş ile birlikte gömülmüş karanlığa; kum ile ölçenlerin ise hayatları kumlar gibi akmış saatten. Şimdi saatlerde yalnızca tik… tak… tik… tak… Ve bir gong en sonunda… Bir ihtar gibi hâl diliyle:
-Uyan ey gafil, eksildi bir saat daha ömrümden!...
Sâatin çaldığı evkat değildir her gâh
Müddet-i ömrü gelip geçdiğine eyler âh
Kaybettik zamanı, izini toza kaptırdık. Dünde bıraktık onu, unuttuk kendimizi bugün. Ahmak avlayan mâlihülyâları eliyoruz şimdi. Badem helvasına sarımsak eziyor, ateşi pamuğa düşürüyoruz.
İlâçtı zaman, ağuları bal eyleyen; ne ki asırlardır görmez odluk sevgilinin cemâlini de ağular katıldı ballarımıza. Cemâlin bayramını görmeyen sevdalar, gam orucunda hilâle dönmekte oysa ve ardından on dört asır gitti, Gül Kokulu gideli…
Haftalarda gülmeyip yıllarla ağlarsak nola
Kaç asırdır görmedik mihr-i cihân-ârâ yüzün
Zaman mihenkti, sırlı aynalar gibi hassas… Büyük cetlerin son rüyasıydı son uykuyu Sevgili’yle baş başa uyumak üzerine. Hayra yoruldu sadık rüyalar hep ve sonra sarraf terazilerinde ihlâs konulur oldu kefesine nefesin. Nesilden nesle ömrü ayrı çoğaltan nefisler geldi geçti. İki şükrü vacip gördüler her nefeste; şükrettiler alabildikleri için nefesi ve şükrettiler verebildikleri nefese…
Zamân o Gül gibi gül görmedi zamân olalı
Gülün güzelliği dillerde dâsitân olalı
Olmadı hiçbir ânımız o kutlu çağlardan sonra gözyaşlarıyla yıkanmamış; geçmedi bir lâhzamız o günden beri ayrılık ateşiyle yanmamış. Hüzün yıllarından ömür biçildi nefeslerimizde yegân yegân. Zaman zulme meyletti, zalâm oldu; zamane zulmete girdi, zulüm çıktı.
Zaman bir an idi yalnızca, bir damla, bir huzme idi. Kıymetini bilenler üretti onu zincir zincir ve ad bıraktılar halka halka. Şimdi cılız ışıklı bahçelerde asr-ı saadet elbiseli güneş kırıntılarını hatırlayarak dolduramıyorsak biz damlaya ırmakları ve ırmağa katamıyorsak denizleri… Damla ne?... Hem ışık ne?
Onlar ki, Zamanın Hâkimi çekip alınca üzerlerinde zamanı, içmiş olsalar da zulumât pınarından ab-ı hayatı, lüzumsuz göreceklerdir kendi gölgelerini gün ortasında.
Hakk’ın nazarında zaman var mı sizce?!... Nefes bir ömür müdür? Katre işaret sayılır mı varlığına bir gölün?!...
Benim, Efendime olan hasretimdir zaman; sene ve ayların geçmesiyle geçmez ve bir saat geçince onu bir diğeri takip eder.
İskender PALA / AYİNE
İskender PALA ile ilgili Diğer Başlıklar
GEL ZAMAN… GİT ZAMAN / AYİNE / İskender PALA
BAŞI YERDE ÂŞIK / İskender PALA
KIRK GÜZELLER ÇEŞMESİ / İskender PALA
KADIN ŞAİR OLURSA GÖR BAŞINA NELER GELİR / AŞİNA GÜZELLER / İskender PALA
BİR GÜLÜMSEMENİZ DE YOK MU? / İskender PALA
İSKENDER PALA'NIN "KATRE-İ MATEM"İ ÜZERİNE...
AŞK 'IN TARİFİ - ÇÖZÜMÜ / İskender PALA
SEVENİN GAYRETİ / GÖZGÜ / İskender PALA
KİTABI AŞK / İskender PALA









AKP 'li Devlet Bakanı 

Yorumlar