Altsayfa

Dosyalar

ÇİNGENELER BİR AVRUPA YAZGISI:    Çingeneler Avrupa'nın güzel ırklarından biridir. Gerçek Çingene görmemiş kişiler, onların fiziksel görünümlerine ilişkin bir düşünceye sahip olmak için eski yazarların verdiği imgelere bakmamalıdır.
 

RUMELİ’YE GEÇİŞ : Salla Rumeli'ye geçilip buraların fethedildiği düşüncesi, tamamen gerçek dışıdır. Karasi gazilerinin Osmanlı’dan önce Rumeli'ye sallarla geçip, yağmada bulunmalarıyla ilgili olaylar, Osmanlı'ya atfedilmiştir.

Edebiyatname

Confessions of a ShopaholicSanmanki talebi devlet ü câh etmeye geldik.  Biz aleme bir yâr için âh etmeye geldik
e-Posta Yazdır PDF

BEKLENEN KİTAP : KAYIP HALİFE

Mustafa Yahya Coşkun’u önce Anadolu Gençlik dergisindeki çalışmalarıyla tanıdık. Sonra Milli Gazetede yayımladığı birbirinden ilginç dosyalarla akıllarımıza kaydettik ismini. Daha dikkatli bakmaya başlayınca birçok dergide çıkan yazılarını gördük. En son da her hafta Çarşamba günleri Başkent TV’de yayımlanan “Kitap Vadisi” adlı programını izlemeye başladık. Son kitabı “Kayıp Halife” de bu günlerde çıktı. Biz de bunu fırsat bilip kendisiyle keyifli bir sohbet yaptık. Ortak olmaz mısınız?

Cihat UÇAR: Öncelikle kitabınız hayırlı olsun. Kayıp Halifenin bir arayışın romanı olduğunu söylüyorsunuz. Nedir bu arayış? Neyi arıyoruz?


M. Yahya ÇOŞKUN: Malumunuz aramadan bulunmaz. Fakat her arayan da bulamaz. Bu tasavvuf sözlüğünün en kıymetli cümlelerinden biridir. Bu kapıyı çalmaktır. Kapıyı her çalan giremez ama girenler sadece çalanlardır. Roman kahramanımız günümüzde, hayatımızda, islamımızda, Müslümanlığımızda eksiklik olduğunu hisseden bir genç. Kendisini mutmain edecek hayatı aramaktadır. Atalar dini olan islamı istemez. Arayıp bulacağı ve işte bu diyeceği islamı ister. Fakat neyi nerde arayacağını da bilmez. Aramanın bulmaktan daha önemli olduğunu bile düşünür. Çünkü yola çıkmıştır. Dardadır. Bunalmaktadır. Ve aramanın büyüsüne kapılır…

Tamam da hakikaten neyi nerde arıyor o zaman?

Romanımızın diğer kahramanı Mücahit Bey. Zengin ve şuurlu bir Müslüman. Bizim genci finanse ediyor ve arayışına katkıda bulunmak istiyor. Onu üç yolculuğa çıkmaya ikna ediyor. Bosna, Somali ve Çeçenistan. Kahramanımız bu üç yolculuğa çıkıyor ve her bir coğrafyada farklı şeyler görüyor. Buralarda arıyor.Acıları, hikayeleri görüyor, yaşıyor. Aliya ile tanışıyor. İslam birliğinin kurulmasının gerekli olduğuna hükmediyor. Aliya’ya sen bizim halifemiz olsana diyor.

Cihat UÇAR: Peki Aliya ne diyor?

M. Yahya ÇOŞKUN: Halifeyi burada arama diyor. Başka bir yeri işaret ediyor. Kahramanımız da arayışını sürdürüyor. Kahramanımız soruyor: “Peki efendim İslam birliği nasıl gerçekleşecek?” diye. Aliya: “Nasıl gerçekleşeceğini bilmiyorum ama gerçekleşmesi için ilk şartın ne olduğunu söyleyebilirim: Gerçekleşebileceğine inanmak…” diyor.

Cihat UÇAR: Mücahit Bey kim? Onun hikayesi de var mı?

M. Yahya ÇOŞKUN: Elbette. Mücahit Bey bir Anadolu Kaplanı. Dişiyle tırnağıyla zenginleşmiş bir müslüman. Büyük bir iş adamı. Bosna’da savaşmış. Derdi olan, yardım eden ve tekeli bozmaya çalışan biri. Haliyle de düşmanları var. BESİAD. Beyaz Sanayici ve İş Adamları. Bunlar Mücahit Beyi tasviye etmek istiyor. Onun çarka çomak sokmasını istemiyorlar. Tehdit ediyorlar. Suikast düzenliyorlar ve vuruyorlar. Bu çok ciddi bir mesele. İşte Filistin’de İsrailin devlet terörü hortladığında mitinglerde boykot malları listeleri dağıttılar. Hatırlayın. Bir arkadaşım dedi ki; “Ya alacaklarımızı yazsalar daha kolay olurdu.” Niye böyle? Çünkü doğru dürüst yerli üretimimiz yok. Hep dışarıdan hep dışarıdan. Hep İsrail’den, Amerika’dan. Batı’dan. 70 milyonuz ama bir tane yerli arabamız yok. Onu bırakın her evde olan kalekimi bile üretemiyoruz. Bu mevzu uzar. İşte Mücahit Bey üretmiş de üretmiş. Tekeli kırmış. Onun mücadelesi de var romanda. Tabi hepsini de anlatmayalım.

Cihat UÇAR: Peki kahramanımız neler görüyor bu üç yerde?

M. Yahya ÇOŞKUN:Tabi bunlar çok uzun kısımlar ama özetle eksikliklerimizi görüyor. Hayatımızda uzak tuttuğumuz veya olması gereken şeyleri. Cihadı mesela. Birlikteliği. Siyasetin gerekliliğini ve tabii ki adaleti. Ama bunları kendi hikayeleriyle görüyor. Yani bunlar çıkardığı dersler. Bunları, bu dersleri çıkaracak olayları müşahede ediyor. Sonra da Mücahit Beyle birlikte bir akil adamın dizinin dibine gidiyorlar. Kahramanımız eksikleri anlatıp bize Halife lazım diyor. Halife olunca sorunlarımız biter. Akil adam ise doğru sebeplerden yanlış sonuca gittiğini söyleyip hikmeti anlatıyor.

Cihat UÇAR: Bence o hikmete muhtacız. Kitaptan bir bölüm okur musunuz bu hikmet kısmından?

M. Yahya ÇOŞKUN: Tabi bu da çok uzun ama şöyle denk gelen yerden okuyalım: “Üstad vazifemizi şöyle özetledi. Halık’i tazim, mahluka şefkat. Halık’i tazim bildiğimiz kısım fakat mahluka şefkat köpeğe ekmek dilenciye para vermek değil. Çünkü bu insana verilen göreve mütenasip değil. Mahluka şefkat hakkın üstünlüğünü sağlamak. Güçlünün değil haklının yanında olmak. Bütün insanlığı kurtarma azminde olmak. Dünyanın muhtaç olduğu hak ve adalet merkezli bir medeniyeti tesis etmek… Bu yok. Zalimler çok kuvvetli diye ağlamak yok. Cenab-ı Allah’ın ‘Size ne oluyor da kurtarıcı bekliyorsunuz?’ ayetinde dediği gibi hep beraber ayağa kalkmak. Niye bunları söyledi Üstad? Çünkü İslam bir bütündür. Parçası İslam değildir dedi. Din nedir diye sorduğumda imandır diyenler var. Din iman değildir. İman kapısıdır. Binanın tamamı değil. Onunla binaya girilir. Ağacın dalına ağaç denir mi? O daldır. Kesip parçalarsan kütük olur elinde ağaç kalmaz. Bu dinin kökü iman, gövdesi amel, dalları muamelattır. Bu yüzden dini sosyal ve siyasi hayatın içinde yaşayacağız. İşte bu ağacın dalı muamelatımızdır. Zalimlere baş kaldırışımızdır. Dallardır solunum yapmamızı sağlayan. Bir avuç zalim bütün bir insanlığa nefes aldırmıyor değil mi? Hayır! Onlar değil. Biziz bunu yapan. Çünkü dalları kesen biziz. Muamelatı es geçen biziz…”

Cihat UÇAR: Eyvallah. Kayıp halifeyi bulup bulamadığımızı söylemezsiniz herhalde.

M. Yahya ÇOŞKUN: Evelallah arayan bulur. Yeter ki ısrarla ve samimiyetle aransın. Kahramanımız da buluyor. Onunla beraber hepimiz buluyoruz.

Cihat UÇAR: Her kitabın bir hikayesi vardır. Yazmaya sevk eden. Kayıp Halifeninki ne?


M. Yahya ÇOŞKUN: Aslına bakarsanız yazmak istediğim bu değildi. Hakan abinin (Albayrak) çok sevdiğim bir şiiri vardır. Halifesiz bir Türk’ün seyir defterinden diye. Onu ilk okuduğumda çok etkilenmiştim. Kafamda şimşekler çaktı. Belki de yapmak istediğim şey kafamda canlandı. Hatta ismini buldum “Halifesiz Günler” diye. Sonra Hakan abinin bu isimle bir kitabının olduğunu öğrendim. Bilmediğim için de utandım. Fakat yılmadan bu mevzu üzerine düşündüm. Çünkü şiir “Bir de halife gelse ne biçim olur” diye bitiyor. Bir tarihçiyim. Kalbimden yakalandım. Ve tabii başka bir hikaye çıktı ama amaç hasıl oldu. Zaten bu kitabı biz Nobel alsın diye yazmadık. Hatta itiraf etmem gerekirse birçok yerde kolaycılığa kaçtım. Roman tekniğinin dışına çıktım. Kahramanları uzun uzun konuşturmanın kolaycılığına sığındım ama bunu romanı bilmediğimizden değil derdimizin olmasından yaptım. Ha moda tabiri ile salt sosyal mesaj vermek için değil ama derdimizi de anlatmak adına. Bu kitap herkesin kütüphanesinde değil, gönlünde ve imanında olması gereken bir kitap. İnşallah okuyanlar da bu yorumlarıma katılır. Sanırım bu kadarla iktifa edebiliriz. Bana bu imkanı verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Milli Görüş Portal ailesine de selam ve saygılarımı sunuyorum.

Cihat UÇAR: Asıl biz teşekkür ediyoruz. Kitabın arka kapağını da okuyun da öyle bitirelim.

M. Yahya ÇOŞKUN: Arıyordu. Kilimin üzerindeki deseni tutmaya çalışan çocuk masumiyetiyle… Hakikati görüyor fakat elini her uzattığında desen yerine kilimi yakalıyordu. Halbuki elde etmek istediği; yalnızca kıvrımlarında sorularına cevap bulacağını ümit ettiği ve tüm benliğiyle arzuladığı desendi…

Mescide girdiğinde beyninden vurulmuşa döndü. Bosna, Somali, Raunda geçti gözünün önünden. Ezan sesine kalaşnikoftan çıkan mermilerin sesi karıştı. “Hayyal el felah’a” mermi çekirdeklerinin taşa vuruşu, “Allah-u ekber’e” palaların şakırtısı...
Kayıp Halife yalnızca bir arayışın romanıdır.

Yorumlar

İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
URL
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
 
Şuan Bu Sayfadasınız:

Sessizlik

Confessions of a Shopaholic Hayatın bir seher yeli kadar kısa olduğu anlarda gökyüzündeki kuşların çığlıkları bir başka gelir insanın kulağına. Ve sessizlik çöktüğünde gökyüzünün perçemine bir başka olur insan.

Haberler

Confessions of a Shopaholic AKP 'li Devlet Bakanı Egemen Bağış "Heybeliada Ruhban Okulunun, Türk vatandaşlarının ihtiyaçları olan hizmetleri sunabilmek için açılması gerektiğine inanıyorum." dedi.

Bilgi

Sample Images
II. Dünya savaşından sonra bir ilk gerçekleşerek kadın iş gücü bu tarihe kadar görülmemiş bir şekilde günlük hayata girdi. Savaşlar nedeniyle çok büyük kayıplar veren erkek iş gücüne destek olarak kadın iş gücü hayat bulmuş oldu.

Gündem

2006 yılında hükümet FİSKOBİRLİK ile kavgaya girdi. Ardından FİSKOBİRLİK yok olunca, şimdi de yerine kurulan TMO destekleme alımı yapmayınca üretici fındık kartellerinin pençesine insafsızca teslim edilmiş oldu

En Fazla Okunanlar

Altsayfa

Confessions of a Shopaholic

Her sayfanın altında bir sır gizlidir. İster sayfanın altını karıştırısın, ister sayfayı kapatır çıkarsın.