Altsayfa

Dosyalar

ÇİNGENELER BİR AVRUPA YAZGISI:    Çingeneler Avrupa'nın güzel ırklarından biridir. Gerçek Çingene görmemiş kişiler, onların fiziksel görünümlerine ilişkin bir düşünceye sahip olmak için eski yazarların verdiği imgelere bakmamalıdır.
 

RUMELİ’YE GEÇİŞ : Salla Rumeli'ye geçilip buraların fethedildiği düşüncesi, tamamen gerçek dışıdır. Karasi gazilerinin Osmanlı’dan önce Rumeli'ye sallarla geçip, yağmada bulunmalarıyla ilgili olaylar, Osmanlı'ya atfedilmiştir.

Edebiyatname

Confessions of a ShopaholicSanmanki talebi devlet ü câh etmeye geldik.  Biz aleme bir yâr için âh etmeye geldik
e-Posta Yazdır PDF

Dünyanın paha biçilmez hazinesi: Soğuk 

Yaz bitti bitiyor. Bizi bunaltan sıcak günler geride kaldı kalıyor. Bilimadamları ise dünyanın her geçen gün daha da ısındığı uyarısında bulunup durmaya devam ediyor. “Daha, sıcak yaz nedir görmemişsiniz, vah halinize” diye söylenip duruyorlar. Dinleyen kim. Küresel ısınma bu hızla giderse, yakın gelecekte bugün hararetle tartıştığımız “politik” konuların hiçbir anlamı kalmayacak. 

Bu Ramazan hafta sonunda sıcak gündem içinde bunalanlarınızı Alaska'ya serin bir yolculuğa davet ediyorum. Türk de olsanız Kürt de olsanız, ikisi de olmasanız farketmez. Soğuğun ve sıcağın açılımı ayrım yapmaz. Ateş hepimizi yakar, soğuk hepimizi üşütür. Yazda serin, kışta sıcak hepimizi keyfe getirir. 

Sıcağı konuşmayı bir kış mektubuna bırakayım ve balinaların oflayıp pufladığı Kenai Körfezinin serinliklerine az gidelim, uz gidelim. 


SOĞUĞUN DEĞERİ

Mevzu şu: Mevsimini karşılamaya hazırlandığımız bugünlerde “soğuğun” değerini ne kadar biliyoruz? 

Soğuk ve karlı bir memlekette doğdum ama itiraf edeyim tek bir gün bile soğuğun değerini dahası sosyal hayata ve tarihe etkisini düşünmemiştim. Ben kendi adıma bu soruyu da sorunun cevabını da Kaf dağının ardındaki Alaska'da buldum.

Alaska, insandaki “vahşi doğa” kavramını alt üst eden bir yer. Türkiye'nin nerdeyse iki katı bir yer ve sadece yarım milyon kişi yaşıyor. Geri kalanı, devasa yaban hayvanlarının birbirini avladığı kuzey ormanları, buzullar, kar ve milyonlarca göl ile kaplı akıllara zarar bir seyrangah. Anchorage'ta çile çeken “work and travel” programı mağduru kardeşlerimi bir kenara bırakacak olursam dışardan gelen insanlar, gördükleri karşısında sessiz tepki bile veremiyor. İnleyenler, bağıranlar, ağlayanlar, secdeye kapananlar... Ve işte ABD bu uçsuz bucaksız güzelliği, 1867 senesinde Ruslar'dan 7,2 milyon dolara satın almış. Yani nerdeyse kilometrekaresi 2 cent'e. 

Yılın bu mevsiminde günün nerdeyse 21 saat sürdüğü, 3 saatlik gecenin ise alaca karanlık gibi yaşandığı Alaska'ya davet ediyorum sizi en azından 5-10 dakikalığına. Çünkü sizi tanıştırmak istediğim kişi 8 yıldır Alaska'da yaşıyor. Bill Streever, hayatını “soğuğu” anlamaya ve araştırmaya adamış bir biyolog ve yabani hayat uzmanı. Buzul dağlarının altında nasıl bir renkli yaşam olduğundan bizi haberdar eden kahramanlardan biri. Soğuğun, gezegenimizi nasıl koruduğunu anlamamıza yardım eden bir çevre gönüllüsü. Bir süredir çalışmalarını kıskançlıkla bloglardan takip ettiğim Streever, “Soğuk” adlı kitabıyla, Temmuz'un en hararet dolu günlerinde serin bir rüzgar gibi girdi penceremizden. “Dünyanın donmuş yörelerine seyahatler” alt başlığıyla yayınlanan bu nefis kitapta, “soğuğu anlamanın dünyayı anlamak” olduğunun farkına varıyorsunuz. 

Soğuğun sıcak dostları

Ben Steever'ı okurken aslında dünyayı bizim için anlaşılabilir kılan “şu çılgın insanların” cesaretlerini, emekleri ne kadar az takdir ettiğimizi de düşündüm. Bir de, hayatını soğuğa adayan bu bilimadamı ve kaşiflerin ne kadar “sıcak” insanlar olabileceklerini... 

Hayatını hayvanların “kış uykusunu” anlamaya adamış araştırmacı Lynn Rogers'ı düşünün mesela. Bir keresinde bir ayı inine sürüne sürüne girmiş ve kulağını uyuyan ayının göğsüne dayayarak dakikadaki kalp atışını saymış.

Mesela biyolog ve doğa uzmanı Bernd Heinrich. Sıfırın altında 10 derecede daldığı ormanlarda takip ettiği uçan sincapların uçtuktan sonra yuvalarına sıcak patates koyarak, ısı değişkenliğini ölçermiş. Küçük kuşların vücut sıcaklığını ne kadar hızlı kaybettiğini araştırırken… Bu merak sonunda kendi vücut sıcaklığına kadar gelmiş. Sıfırın altında 30 Fahreneit derecede dışarı çıkmış ve vücut sıcaklığının düşmesini ölçmeye başlamış. Sonuç: dakikada 5 derece. 

PENGUEN YUMURTASI ARAYAN ADAM

Mesela 1911 yılında daha 25 yaşındayken Antartika'da eksi 40 derecede penguen yumurtası arayan Apsley Cherry-Garrard'ı düşünün. Cherry-Garrard'ı aslında, Terra Nova Seferinden canlı kurtulanlardan biri olarak da hatırlarsınız. Hani İngilizler ile Norveçliler arasında Güney Kutbuna ilk ulaşıp bayrağını dikmek için verilen amansız mücadelenin trajik kısmı olan Terra Nova. İngiliz kaşif ekibinin lideri Robert Falcon Scott ve 4 arkadaşı bembeyaz kar ülkesinde aylar süren zorlu bir yolculuktan sonra 17 Ocak 1912 günü güney kutbuna ulaşmayı başardılar. Ancak onları acı bir gerçek bekliyordu. Kutup noktasında Norveç bayrağı dalgalanıyordu. 

Scott'ın tercihinin tersine kızaklarını köpeklere çektiren Roald Amundsen liderliğindeki Norveçli kaşifler tam 33 gün önce kutba ulaşıp bayraklarını dikmişlerdi. Hayatının yenilgisini yaşayn Scott, bu üzüntüyle dönüş yolunda hata üstüne hata yaptı. Soğuk, hatanın üstünü bembeyaz örttü. 8 ay sonra bir arama grubu Scott ve adamlarının üstünden beyaz örtüyü kaldırarak donmuş bedenlerine ulaştı. Scott, bugün artık trajik bir destan olan günlüğüne son notlarını 20 Mart 1912'de yazmış ve kendini uğrunda hayatını harcadığı soğuğun kollarına bırakmış. 

Aslında Scott'tan da Amundsen'den de önce güney kutbuna ulaşmaya çalışan bir kaşif daha var. Scott'ı takdir ediyorum ama Ernest Shackleton'un da hakkını vereyim. 1909 senesinde kutup noktasına tam 97 mil yaklaştı. Ancak erzak yetersizliğinde biraz daha giderse geri gelemeyeceğini anlayınca geri döndü. Evine gitti ve karısına, “Bir eşekle yaşamayı, ölü bir aslana tercih edersin diye düşündüm” dedi.

Bana Scott kadar dramatik gelen diğer bir kutup kaşifi ise Vitus Bering'tir. Rus donanması için çalışmaya başlayan bu Danimarkalı kaşif, 18'nci yüzyılın ilk yarısında Rusya'nın kuzey doğu uçlarında önemli keşifler yaptı ve Alaska'ya ulaştı. Rusya ve ABD'yi birbirinden ayıran boğaz bugün onun adıyla Bering Boğazı diye anılıyor. Bering de, 1741 yılında, 28 adamıyla beraber Bering Körfezinde bulunan Bering adasında soğuğun kollarındaki ölümcül uykuya daldı. Bulunan günlüklerden anlaşıldığı kadarıyla Bering, son 5 dakikasını henüz donmamış adamlarının inleme ve bağırtılarını dinlemekle geçirdi. 

Ben şimdi bu güzelim soğuk havayı böyle dramatik hatıralarla bozmayayım da yeniden Streever'a döneyim.     

19'ncu yüzyıl bilimadamlarının aradığı şeylerden biri de “mutlak soğuk”tu. “Frigor” dedikleri yeri ve ortamı arıyorlardı. Kimyager James Dewar'ın tarifi ile, “moleküler hareketin duracağı kadar soğuk ortam. Maddenin öldüğü ortam”. Ancak hala mutlak soğuğa ulaşılmış değil. Tıpkı ışık hızı gibi bir hayal olarak kalmaya devam ediyor.

MADDENİN ÖLDÜĞÜ ORTAM

Ahbabımız Streever da insan vücudunun soğuğa tepkilerini anlamak için bir çılgınlık yapıyor. Kuzey Kutup Dairesinin bile 500 kilometre kuzeyinde kalan Prudhoe Körfezinin dondurucu sularına çıplak şekilde kafa üstü atlıyor. Her hangi bir durumda onu çıkarmak için bekleyen iki arkadaşı başında dikilirken, biz kitabın daha açılışında bu nefes kesici deneyimi Streever ile beraber yaşamaya başlıyoruz. 

Birinci dakika soğuktan nefes almakta güçlük çekiyor. İkinci dakika “ısırganotu tarlasına çıplak uzanmışcasına su iğne gibi batmaya başlıyor. Derisi büzüşmeye başlıyor. Kılcal damarları sıkışıyor. Üçüncü dakikada, “fiziğin kurbanıyım” diye yazıyor. “Vücut sıcaklığım dondurucu su ile atalet durumuna doğru ilerliyor. Termodinamiğin ikinci kuralına uyuyor”.

Bu noktadan sonra suda iki dakikadan daha fazla bekliyor. Donma işleminin gerçekleşmesi için yeterli bir süre değil ama, Streever'ın kutup kaşiflerinden, kış uykusunun gizemine kadar birçok konuyu düşünmesi için yeterli zaman. 

Beşinci dakika sonunda sudan çıkarılıyor. Hemen not düşüyor, “Yeniden ısınmam 2 saat sürecek”. Streever, insanın vücut sıcaklığının 38 derecenin altına düşmesiyle titremenin başladığını açıklıyor. Çünkü, kaslarımızın gerilmesi, vücudun geri kalanından 4 kat daha fazla sıcaklık üretiyor. Kasların bu yoğun savunma hareketlenmesi titreme olarak ortaya çıkıyor.    

Streever, soğuk ülkenin canlılarının kış uykusundan çok etkileniyor. Bir biyolog olarak hayatının en önemli arayışlarından biri de kış uykusunun gizemlerini çözmek. Biz insanlar kış uykusuna uyuyamıyoruz. Çünkü bizim periyodik olarak yemek yememiz ve tuvalete gitmemiz lazım. Ama işte soğuk beldelerde hayvanların önemli bir kısmı yapabiliyor. Burda ilginç bir nokta daha var. Kuzey dairesine yaklaştıkça hayvanların ebatı büyüyor. Çünkü, soğuğa büyük kütle daha fazla dayanır. Erzurumlular, Sarıkamışlılar bilir kümes hayvanlarının soğuk havada nasıl yerinde duramadıklarını. Çünkü kendilerine yetecek sıcağı üretecek bir iç kütleye sahip değiller. Bu sebeple de donmamak için çok hareket ediyorlar. Streever, ispinoz kuşunu örnek veriyor. “Her 7 saniyede bir ladin çekirdeği bulup yemek zorunda” diye yazıyor. Büyüklerin keyfi yerinde. Balina yağının, binaların ısı yalıtımında kullanılan asbest kadar ısı tuttuğunu kaydediyor. Kutup ayılarının, kış uykusuna yatmadan önce, kürkünün altına 10 kat yün kazak giymiş kadar yağ tabakası oluşturduğuna dikkat çekiyor. 

Kitapta beni çarpan şeylerden biri de Streever'ın keşfettiği bazı tırtıl ve kurbağalar. Bunlar Alaska'nın kışında donuyor ve baharda tabiatla beraber yeniden canlanıyor. Streever bu tırtıllardan bazısını kendi evindeki buzdolabına koyuyor ve donduruyor. Sonra sıcak ortama çıkarıp canlanmalarını bekliyor. Beyhude. Olan tırtıllara oluyor. 

CRYONİCS'LARIN UMUDA YOLCULUĞU

Burada sizin de aklınıza “acaba?” diye o ihtimal geldi mi bilmem. Bazı insanların gelmiş. Bu insanlara “cryonics” deniyor. Ölümcül bir hastalığın pençesindeki bu insanlar donduruluyor. Eksi 346 F derecedeki likit nitrojen içinde muhafaza ediliyorlar. Gelecekte o hastalıklara bir çare bulunursa tekrar canlandırılmayı ümit ediyorlar. 

Bu mantık bir psikoloji doktoruna olabilir geldi. 73 yaşındaki Dr James Bedford 12 Ocak 1967 günü bu şekilde dondurulan ilk insan oldu. Günümüzde 150 bin dolar civarında bir parayı da gözden çıkarmanız gerekiyor. Şimdi o durumda tabii ki paranın hesabı yapılmaz ama ortada bir kefen olmayınca ben faturadan da haber vereyim dedim. Günümüzde likit nitrojen içinde “birgün canlandırılırım ümidiyle” dondurulumuş bekleyen 70 kişi var. Aslında bugün bilimadamlarının çoğu bunun beyhude bir umut olduğu düşüncesinde. Hatta kendisi de bir cryobiyolog olan Dr Arthur Rowe bile, “Cryonics'in sizi yeniden canlandıracağına inanmak, köftenin yeniden ineğe dönüşebileceğine inanmak gibi” diyor. ABD'de bazı kısıtlamalar getirildi bu dondurma işlemine. Artık, sadece, “yasal olarak ölümünüz ilan edildiğinde” bu işlemi yaptırabiliyorsunuz. Türkiye'de ise bildiğim kadarıyla insanlara yasak, bir tek devlete serbest. Devletimiz, Osmanlıdan beri kronik sorunları çözmeye çabalamak yerine, “gelecekte kendiliğinden çözülürse çözülür” mantığıyla her birini bir “status quo” ortamına hapsedip dondurmuş. Bu soğuk mesajı da iliştirip tekrar Bill Streever'a döneyim. 

Streever, bize soğuğun ne tür sosyal etkileri olduğunu da anlatıyor. Özellikle Dünyanın en büyük yanardağı olan Endonezya'nın Tambora Yanardağının 1815 yılında dünyada sebep olduğu felaket. İnsanlık tarihinin bilinen en büyük volkanik patlamasıyla dünyaya yayılan gaz, özellikle Avrupa'da tarihin en uzun kışının yaşanmasına sebep oldu. Haziran Temmuz ayında bile kar fırtınaları yaşandı. Bu olay, Avrupa'dan Yeni Dünya'ya büyük bir göç dalgası başlattı. Bitmeyen kış sebebiyle Avrupada başlayan yiyecek kıtlığı at beslemeyi çok pahalı hale getirdi. İşte o yıllarda ata ucuz bir alternatif aranırken bisiklet icat edildi. 

Edebiyatı bile etkiledi bu yanardağ. Lord Byron, göl evine arkadaşlarını davet etmişti. Ama kar fırtınaları ve soğuklar nedeniyle eve hapsoldular. Byron vakit geçirmek için onları korku ve hayalet hikayeleri yazmaya davet etti. Konuklardan Mary Shelley bu oyun sırasında yazdığı korku romanı ve romanın korkutucu karakteri ile edebiyat tarihinde bir türle özdeşleşti. Evet, ünlü “Frankenstein” Byron'un evinde doğdu. 

TEKNOLOJİK İCATLARIN TEMEL TAŞI SOĞUK

Aynı zamanda birçok teknolojik icadın da temelinde soğuk var. Laf buraya gelmişken bir parantez daha açayım. Bundan 10 yıl kadar önce Nijeryalı değerli akademisyen Ali Mazrui'nin BBC için çektiği bir Afrika belgeselindeki tespitini unutamıyorum. Mazrui, Afrika'da yüzyıllarca tekniğin gelişmemesinin en önemli sebebinin kıtada kışın olmaması olduğunu savunuyordu. Ona göre kış, teknolojik gelişmenin iki unsuru olan inşaat ve tekstilin itici gücüydü. Afrikanın sıcağında ne eve ne de elbiseye ihtiyacınız vardı...

Streever'ın “lemming” denen kuzey kemirgenlerini ve onların kürklerini incelerken tespit ettikleri de enteresan. Yünün ve kürkün insanı neden sıcak tuttuğunu öğrenince şaşırıyorsunuz. Alaska'nın İstanbul'u diyeceğim Anchorage'te bir Mart günü sıfırın altında 15 derece soğukta arkadaşlarıyla beklerken bir şey fark ediyorlar. İnsan her yerinden sıcak sızdırıyor. Terleyerek, verdiği nefesle sürekli vücut sıcaklığını düşürüyor. Soğuk bir zemine oturdunuz mu biraz daha sıcak gitti. Hele başlık giymediyseniz fena. İnsan kafası en fazla sıcaklık veren yer. Yolunuz kutup dairesine düşerse bilin ki pamuk öldürür. Çünkü lifleri suyu tutuyor. Dondurucu soğukta ıslak bir kot pantolondan daha ölümcül bir şey yok. Sentetikler daha iyi. Ama en iyisi her zaman her yerde, yün ve kürk. 

Sarıp sarmalanmanın da adabı var tabi. Sera gazı etkisinden ve küresel ısınmadan bahseden ilk iki bilimadamı da soğuktan nefret ediyormuş ve biraz ısınan bir dünyanın fena olmayacağına inanıyormuş. Bunlardan biri dünyada küresel ısınmadan ilk defa bahseden kişi olduğuna inanılan Fransız bilimadamı Joseph Fourier, soğuktan nefret ediyor ve vücudu sıcak tutmanın sağlık için faydalı olduğuna inanıyordu. Sürekli battaniyeye sarılı çalışan Fourier, 1827 yılında battaniyenin ayaklarına dolanması sonucu evinin merdivenlerinden düşerek öldü. Küresel ısınmanın ilk kurbanı oldu. Kader işte, cilve üstüne cilve... 

Tabii soğuk bir yana insanoğlu teknoloji geliştikçe kendisi de ihtiyacı olan soğuğu üretmeyi başardı. Buzdolabının icadının insan hayatını ve sosyal hayatı ne kadar değiştirdiğini hiç düşündünüz mü? İnsanoğlunun tüm beslenme alışkanlıklarını, tüm alışveriş kültürünü ve ekonomisini dipten değiştirdi. Buzdolaplarından hemen önce Amerika'nın sokaklarında tıpkı sütçüler gibi seyyar buzcular da dolaşırmış. Aslında bugün bizim “buzdolabı” dediğimiz soğutucular, 1930'lu yıllarda ortaya çıktı. Ondan önceki yaklaşık yüzyılda ise Batılıların “icebox” dediği ev aleti kullanılmış. Çoğunlukla tahtadan bu mobilyalar ısı yalıtımıyla oluşan serin ortamlarında kısmen mutfağa yeni bir çehre getirmişler. “İcebox” birebir tercüme ttiğinizde buzdolabı demek. Ve tahminim bizim dilimize onunla girdi. Batıda artık bu mutfak aletlerine “refrigerator (soğutucu)” deniyor. Biz buzdolabında devam ediyoruz.

Sosyal hayatı etkileyen bir diğer soğuk icat ise klima.  Yüzyılın ortalarına kadar sıcak bölgelerde yaşamak çok da cazip bir şey değildi. Örneğin Florida'nın nüfusu 50 yıl öncesine kadar çok düşüktü. New Yorklu mühendis mucit Willis Haviland Carrier, 1910'lu yıllarda klimayı (Air Conditioner ya da AC) icat ederek, insanlığın yerleşim kültürünün bir kez daha değişmesine yol açtı. Önce sinemalar sonra büyük mağazalar klima serinliği ile tanıştı. Ancak ABD'de evlere girmesi 2'nci Dünya Savaşından sonra mümkün oldu. Ve Florida bir daha asla eskisi gibi olmadı. Adeta bir ev inşaatı fırtınası başladı. Klima ve televizyonun aşağı yukarı aynı dönemde Amerikalının hayatına girmesi de ilginç. Birçok eski yazar, Amerikalılar da komşuluğun, mahalle kültürünün ölmesinde, insanların evlerine kapanan bireysel birer robota dönüşmelerinde klima-televizyon ikilisinin rolüne dikkat çekiyor sıklıkla. AC ya da klimalar pencerelere olan ihtiyacı bitirince, yüksek gökdelenler yapılabilir hale geldi. 

"MUTLAKA GÖRMEK İSTEDİĞİM SOĞUK YERLERİNİZ VAR"

Ben bir kez daha Streever'a döneyim. Kendisi ile iki gün önce konuştum. Daha uzun bir röportaj için de sözleştik. Sizinle onu da ilk fırsatta paylaşacam inşallah. Türkiye'ye hiç gelmemiş. Ama, “Mutlaka görmek istediğim soğuk yerleriniz var” diyor. “Boşver soğuğu. Sen Antalya'ya git. Arada değişiklik iyidir” dedim. Meğer, bu aralar oturmuş “Sıcağın tabii ve gayrıtabii tarihi”ni yazmaya başlamış. “Toros Dağlarındaki mağaraları incelemeyi çok istiyorum” dediğini de aktarayım. 

Soğuk binlerce yıl içinde yeryüzünü şekillendirdi. Buzullar, gölleri, nehirleri, vadileri oluşturdu. Aşırı soğuklar çağında donan Bering boğazı, Orta ve Kuzeydoğu Asya'dan Alaska'ya insanların ve hayvanların geçmesine izin verdi. Boğaz yeniden çözülünce, eski kıta ile yeni kıtanın arasındaki tüm bağlar, 15'nci yüzyıla kadar koptu. Hikayenin sonrasını biliyorsunuz. Streever, dikkatimizi Alaska'nın her geçen gün biraz daha eriyen buzullarına çekiyor. Endonezya'daki yanardağ Avrupa'yı değiştirdi. Alaska'nın buzullarından bize ne demeyin. 

Keyfini çıkaracağınız serin bir hafta sonu, soğuğu eksik olmayan bir gelecek dilerim. 

 


Cemal Demir


Yorumlar

İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
URL
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
 
Şuan Bu Sayfadasınız:

Sessizlik

Confessions of a Shopaholic Hayatın bir seher yeli kadar kısa olduğu anlarda gökyüzündeki kuşların çığlıkları bir başka gelir insanın kulağına. Ve sessizlik çöktüğünde gökyüzünün perçemine bir başka olur insan.

Haberler

Confessions of a Shopaholic AKP 'li Devlet Bakanı Egemen Bağış "Heybeliada Ruhban Okulunun, Türk vatandaşlarının ihtiyaçları olan hizmetleri sunabilmek için açılması gerektiğine inanıyorum." dedi.

Bilgi

Sample Images
II. Dünya savaşından sonra bir ilk gerçekleşerek kadın iş gücü bu tarihe kadar görülmemiş bir şekilde günlük hayata girdi. Savaşlar nedeniyle çok büyük kayıplar veren erkek iş gücüne destek olarak kadın iş gücü hayat bulmuş oldu.

Gündem

2006 yılında hükümet FİSKOBİRLİK ile kavgaya girdi. Ardından FİSKOBİRLİK yok olunca, şimdi de yerine kurulan TMO destekleme alımı yapmayınca üretici fındık kartellerinin pençesine insafsızca teslim edilmiş oldu

En Fazla Okunanlar

Altsayfa

Confessions of a Shopaholic

Her sayfanın altında bir sır gizlidir. İster sayfanın altını karıştırısın, ister sayfayı kapatır çıkarsın.