'Beyaz Türk' olmayan Anadolu çocuklarının da artık bir sinema derneği var
Bir grup sinema gönüllüsüyle birlikte geçen hafta temellerini attığımız 'Gezici Sinema Eğitim Derneği'nin öncelikli hedef kitlesi, alınlarına “Sizden bir halt olmaz, hayatta varacağınız en uç nokta bir fabrikada asgarî ücretle işçiliktir” yaftası yapıştırılmaya çalışılan Doğulu Kürt ya da Türk çocukları olacak.
“Sanat”ın stratejik önemine ilişkin algıları ve bu alandaki entelektüel talepleri can acıtıcı düzeyde zayıf bir toplum/câmiâ/cemaat zemininin üzerinde yıllardır oradan oraya savrulup dururken, şimdiye kadar kurduğumuz sinema odaklı bir sürü güzel hayâl de gerçekleşme imkânı bulamayarak yerle yeksân olup gitti.

Gezici Sinema Derneği (GESED) Yönetimi:
(Soldan sağa) Ali Murat Güven (Yönetim Kurulu Üyesi), Bedir Afşin (Yönetim Kurulu Üyesi), Bünyamin Duranoğlu (Sayman),
Sedat Doğan (Yönetim Kurulu Başkanı), Esma Özçelik (Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı),
Tevfik Yazıcılar (Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı), Mustafa Vatansever (Muhasip)
Ancak, bu sıkıcı hayat serüveninde, bizim gibi “çölde kutup ayılarıyla karşılaşan talihsiz bedevîler”in bile arada sırada hedefi tutturduğu sürpriz durumlar ortaya çıkabiliyor. İşte, geçtiğimiz günlerde böylesi güzelliklerden birini daha yaşadım ve bazı gönül dostlarımla birlikte, benim de kurucu üyeleri arasında yer aldığım yepyeni bir sivil toplum örgütünün, “Gezici Sinema Eğitim Derneği”nin (GESED) temellerini attık.
Kendisine hedef kitle olarak “Doğulu çocuklar”ı seçen bir “Gezici Sinema Eğitim Derneği” kurma fikri, son bir kaç yıldır sadık okurlarım arasında yer alan iflah olmaz iki sinema sevdalısı, Bedir Afşin ve Sedat Doğan'dan çıktı. Bunlardan ilki, 1987-Malatya doğumlu ve Kürt asıllı bir Türkiyeli… Halen İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu İşletme Bölümü son sınıf öğrencisi olan Bedir, öğrencilik faaliyetinin yanısıra yıllardır sinema üzerine okuyor, bu alandaki kurslara katılıyor ve senaryolar yazıp kısa filmler çekiyor. Özetle, sinema tutkusu hayatının her ânını kuşatmış durumda…
İkinci “fedai”miz Sedat Doğan ise 1980-İstanbul doğumlu, aileden Rumeli göçmeni bir Türkiyeli... Biri Celal Bayar Üniversitesi Yerel Yönetimler, diğeri de Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü olmak üzere iki ayrı fakülteden mezun bu kardeşim de tıpkı ekürisi gibi üzerine eğitim gördüğü mesleklerden ziyade sinema dünyasına doğru yelken açmayı tercih etmiş durumda. Halihazırda da senaristlik yapıyor zaten…
Açık söylemek gerekirse, bu genç adamlar bir süre önce ziyaretime gelip bana düşüncelerini açtıklarında, her ikisini de çok fazla ciddiye almamıştım. Çünkü, ne de olsa bütün ömrünü kapı kapı dolaşıp muhataplarına böylesine idealistçe projelerin önemini anlatmakla geçirmiş biriyim ben. Belediyeleri, kamu kurumlarını, büyük şirketleri ve bazı atadan varlıklı dindar ağaları bu tür amaçlarla ziyaret ettiğimde, karşımda tavana uzun uzun bakıp duran, arada da önümdeki çayı işaret edip “Soğutma çayını, yazıktır” diyen buz gibi adam ve kadınlar görmekten dolayı kronik bir bezginlik duygusuna kapılmam da doğal sayılmalı. O yüzden, ne yalan söyleyeyim, gereksiz yere zaman kaybettiklerini ve asla başaramayacaklarını düşündüm bu iki yiğidin…
Ancak onları fazla hafife almış olduğumu da sonradan anladım. Çünkü işi inada bindirdiler ve son derece zor koşullar içinde giriştikleri bu mücadeleyi geçen hafta itibarıyla takdir edilesi bir noktaya getirmeyi başardılar. Halisâne niyetlerini önce kendi kalplerinde bir güzel pişirdi bu iki kafadar, sonrasında da İstanbul'da bir dernek merkezi oluşturmak için en güzel yer olan Galatasaray-Tünel'de, sinema dünyasının kalbi Beyoğlu'na hâkim bir noktada küçük, fakat sevimli bir ofis tuttular. Biraz sağdan soldan gelen yardımlarla, biraz da ceplerinden harcayarak…
Bir sonraki aşamada ise her derneğin kuruluş sürecinde karşı karşıya kalınan o bunaltıcı bürokrasiyi sabırla aşıp, iki hafta kadar önce kurucu üyelik için gerekli belgelerle tekrar karşıma çıktılar. Bana da yalnızca o kâğıt tomarının sayfalarına ardı ardına imza atmak kaldı. 
Ve nihayet, geçen hafta içinde, Galatasaray'ın tarihî taş hanlarından birinde bulunan, (yine bizim gözükara adamlar tarafından) güzelce boyanıp paklanmış yeni dernek merkezinde, kimisi gazeteci, kimisi sinema sektörünün aktif bir mensubu, kimisi de ticaret erbabı olan 7 kurucu üyemizle sımsıcak bir iftar yemeğinde bir araya gelip tanıştık. Sofrayı donatan muhteşem lezzetteki yemekler bizzat Bedir'in annesi tarafından pişirilmişti. O buluşmamızda da derneğin idarî yapısının kimlerden oluşacağını karara bağladık. Ben, yakın bir gelecekte alacağım eğitmenlik görevinin sırtıma yükleyeceği kimi sorumlulukları hesap ederek, idarî kadroda aktif bir görev almayıp yalnızca kurucu üyelikle yetindim. Bunun üzerine diğer arkadaşlarımız da günlük çalışma düzenleri ve bilgi birikimleri doğrultusunda yönetim kuruluna ilişkin görevleri paylaştılar.
Velhasıl, daha bir ay öncesine kadar gözüme ham bir hayâl olarak görünen bu proje, şu anda hem adı-sânı, hem hukukî altyapısı, hem de fizikî mekânıyla birlikte büyük ölçüde hayata geçmiş durumda…
Demek ki neymiş; koşullar ne kadar zor olursa olsun yine de yılgınlığa kapılmamak gerekiyormuş. Yaşlanma emareleri sergileyen bezgin bir sinema emekçisi olarak, arada sırada kendimi toparlayabilmek için gençlerin hayranlık uyandırıcı enerjisinden bir kaç fiske ödünç almam gerekiyor sanırım!
Bu ön açıklamalardan sonra, şimdi de gelelim derneğin ne iş yapacağına… GESED'in genel hedefi bütün Türkiye, öncelikli hedef kitlesi ise Doğu'da ömrü boyunca bir sinema salonu bile göremeden yaşayıp giden çocuklar… Cumhuriyet tarihi boyunca alınlarına “Sizden bir halt olmaz, varacağınız en uç nokta bir fabrikada asgari ücretle işçiliktir” yaftası yapıştırılmaya çalışılan Kürt ya da Türk çocukları…
Derneğimiz, 2009-2010 eğitim-öğretim döneminin sona ermesiyle birlikte, kendisine pilot bölge olarak belirlediği 10 Doğu şehrinde, eğitimci kadrosu ve teknik ekipmanlarıyla paket sinema eğitimleri vermeye başlayacak. Kısmen kuramsal, bolca da pratik ağırlıklı eğitim programları olacak bunlar… İlköğretim kurumları tatile girer girmez kurulacak geçici eğitim merkezlerinde, gönüllü olarak kaydolan (bu arada velileri ve öğretmenlerinin de yetenekleri hakkında olumlu referanslar verdiği) sanata yatkın çocukları sinemanın ne olduğu ve nasıl yapıldığı üzerine yoğun bir eğitim programına alıp, eğitimin son aşamasında da onlara ekipler hâlinde kısa filmler çektireceğiz. Senaryolarını kendilerinin yazdığı, çekimleri ve kurgularını yine kendilerinin yaptığı filmler... Bu süreçte oluşacak koleksiyon ise değişik şehirlerimizde “Anadolu Çocuklarından Kısa Filmler” benzeri bir başlık altında düzenlenecek toplu gösterilerle kamuoyuna sunulacak. Ben de söz konusu projenin ilgi ve bilgi alanıma giren bütün aşamalarında yer alıp, gerek koordinatör, gerekse eğitimci olarak sürecin sorunsuz biçimde ilerlemesine yardımcı olacağım.
Amacımız, Anadolu'nun derinliklerinde daha önce sinema kamerasının hiç gitmediği en ücrâ noktalara ulaşıp sinema bilgisi ve sevgisini oralara kadar yaymak; böylelikle “hayat tombalası”nda kolpa taşı çektiği için “Beyaz Türkler”in yaşadığı müreffeh şehirlerden uzaklara düşmüş kimi yetenekli çocukların bu mâkûs talihi kırabilmelerine bir nebze olsun yardım etmek…
Derneğimiz, yukarıda tanımlanan aslî misyonuna ek olarak, okullarda eğitim-öğretimin devam ettiği aylarda da İstanbul-Galatasaray'daki yönetim merkezinde sinema-TV odaklı ve isteyen herkesin katılımına açık bazı meslekî kurslar düzenleyecek.
Sayfamızda GESED'in amaç ve çalışmalarına önümüzdeki haftalarda da ihtiyaç oldukça yer vereceğimden, bu yazıda söylenmesi gereken her şeyi üst üste yığmayı gereksiz buluyorum. Ancak, şu nihaî çağrıyı gönlü zengin okurlarla tez zamanda paylaşmazsam da üzerimde -en azından bu yola baş koyan diğer ekip üyelerimiz adına- büyük vebâl kalacak:
Hiç bir güzelliğe sırf süslü laflar eşliğinde çene yapmakla ulaşılamaz. Memleketin her köşesinin -Türkiye'nin maddî ve manevî kalkınmasına zerre kadar faydası bulunmayan, her biri pişpirik atma merkezine dönüşmüş durumdaki- “hemşehricilik ve köy milliyetçiliği dernekleri”yle dolup taştığı bir zamanda, bu gençler canlarını dişlerine takıp boğazlarından keserek çok önemli bir sosyal sorumluluk projesinin temellerini attılar. Üstelik, bunu da “kavmiyetçilik” denilen o hastalıklı psikolojiyi ayaklarının altında ezerek yaptı Sedat, Bedir ve diğerleri…
Ne yazık ki ben tek başıma, onları bulundukları noktadan bir çırpıda alıp zahmetsizce çok ilerilere taşıyacak ekonomik güce sahip değilim. Şimdilik yapabildiğim şeyler derneğin logo tasarımı, tabela, kartvizit gibi tâli sorunlarını çözmek ve ortamdaki varlığımla bir nebze moral vermekten ibaret…
İyi bir şeyler ortaya koyabilmek için önce üyeliğinize, ardından da bir paket fotokopi kâğıdından büro bilgisayarına kadar sayısız alanda irili ufaklı bağışlarınıza ihtiyacımız var. Bu çabamızı anlamlı buluyorsanız, lütfen GESED'den desteğinizi esirgemeyin.
* * *
Gezici Sinema Derneği (GESED) irtibat bilgileri
Adres: Asmalımescit Mahallesi Nergiz Sokak
Tünel İşhanı No: 6 Kat: 2 Beyoğlu-İSTANBUL
Resmî İnternet Sitesi: http://www.gesed.net
Yönetim Merkezi Tel: (0212) 251 52 54
GSM Tel: (0532) 410 37 91
Ali Murat GÜVEN / Yeni Şafak Gazetesi / 13 Eylül 2009









AKP 'li Devlet Bakanı 

Yorumlar