ÇOCUKLARIMIZ NEDEN HOCA OLMAK İSTEMEZ
“Büyüyünce ne olacaksın?” sorusu hemen her çocuğa sorulmuş bir sorudur alınan cevaplarda hep malum… “Doktor olacağım, polis olacağım, mühendis olacağım vs… cevapların listesi uzayıp gider ama bu cevapların içerisinde bu zamana kadar ki meslek hayatımda “Ben büyüyünce hoca olmak istiyorum.” diyen bir çocuğa maalesef rastlamadım.
Çünkü verilen cevaplar çocukların sözü olmakla beraber aslında ebeveynlerin cevabıdır.
“Her doğan İslam fıtratı üzerine doğar, sonra onu ebeveyni ya Yahudileştirir, ya Nasranîleştirir, ya da Mecusileştirir.” (Buhari, Cenaiz; 80, Müslim, Kader; 22) Hadis-i şerifinde buyrulduğu gibi çocukların dinlerini, inançlarını ve ahlaki değerlerinin oluşmasındaki ebeveynlerin etki gücü ideallerini ve hayallerini belirlemede de aynen mevcuttur. Bu nedenle bu soruya “Ben büyüyünce hoca olmak istiyorum.” Ya da “Bir İslam âlimi olmak istiyorum.” cevabı alınamaması aslında Müslümanların dünyevileşmesinde saklıdır.
Ayrıca 28 Şubat sürecinde İmam Hatip Liselerinin önüne katsayı engeli konarak fiilen kapatılma süreci başlatılmıştı. Bu süreçte bir taraftan velilerin diğer taraftan üzülerek ifade edeyim ki, bazı meslektaşlarımızın öğrencilerimize direnmeyi ve mücadele etmeyi değil de “Yavrum gidin başka okullara da hayatınızı kurtarın, geleceğinizi karartmayın.” diyerek bu okullarımızın içinin boşaltılmasına nasıl katkıda bulundukları daha bu gün gibi hafızalarımızda canlılığını korumaktadır.
Bunları ifade ederken Müslümanların çocuklarının Tıp, Mühendislik, Hukuk, İktisat, Siyasal ve teknolojinin diğer alanlarında ilerlemesi ve tahsil görmesine ebetteki karşı çıkmamız söz konusu olamaz. Burada ifade etmeye çalıştığımız husus Müslümanların önceliklerinin değişmesidir. Hem de öyle değişti ki, artık Müslümanların çoğu için artık oğullarının Kuran, Hadis, Fıkıh’tan haberinin olmamasının, bununla beraber kızının başının kapalı ya da açık olması çok fazla önemli değil. Önemli olan çocuğunun ne olursa olsun dünyevi bir başarıyı kazanması olmuştur. Bunun örnekleri oldukça çoktur. Bir Bayan Milli sporcunun annesini bir televizyon kanalına çıkarmışlardı. Kendisi İslami manada fevkalade güzel bir şekilde örtünmüştü ama kızının üzerindeki o spor kıyafetleri de malum… Soruyor muhabir
—Efendim duygularınızı alabilir miyiz? Kızınız Altın madalya kazandı ne diyorsunuz? Anne aynen şu cevabı veriyor.
—Ailesi olarak gurur duyuyoruz…
Resûl-i Kibriya efendimiz (s.a.v)’in Ahir zamanda ümmetinin dünyevileşeceğini; “Her ümmetin bir fitnesi vardır, benim ümmetimin fitnesi ise maldır.” (Tirmizi, Zühd; 26, Ahmed b. Hanbel, 4/160) haber verdiği o günleri yaşıyoruz galiba. Eskiden birçok Müslüman ebeveynde “Evladını hafız olarak yetiştiren anne-babalara Cennette nurdan bir taç giydirileceği” (Ebu Davud vitir 14-Ruhul Furkan 1/37) müjdesinden gelen şevkle bir “hafız” anne babası olma azmi vardı. Ama artık bu işler; “işsiz güçsüz kalacağına hiç olmazsa bari imam olsun.” gerekçesiyle yüksek tahsil konusunda bir kapasite görülmeyen çocuklara bırakıldı. Tabii ki bu bakış açısıyla okutulan bir çocuktan ne âlim olur, ne de mihrabı, minberi dolduracak bilgili, donanımlı ve idealist bir din görevlisi olur.
21 Temmuz 1982 tarihli Milli Gazete’de yayınlanan Muhterem Selami Çalışkan Beyin yaptığı halen sakladığım röportaj beni de çok etkilemişti. On bir yaşında bir çocuk yetmiş bir günde hafız oluyor. Çünkü o çocuğun babası da çocuklarının iyi bir İslami eğitim almasını şiddetle arzu ediyordu. Benim de babam aynı arzuyu aynı şiddet ve samimiyetle taşıyan biriydi ve bu konuda bana çok emekler vermişti. Ama tam ümidi tükenmek üzereyken müspet medyada öncü olan Milli Gazete’de bu röportajı okuyunca ufkum açıldı, heyecanlandım ve azimle doldum. Önce Rabbimizin lütfu sonra da bu haber vesilesiyle bende kısa zamanda hıfzımı tamamlamıştım. İşte tüm ebeveynlere ve inançlı gençliğimize örnek olması bakımından on bir yaşında, yetmiş bir günde hafız olan Muhammed Boynukalın ile yapılan röportajdan kesitler naklediyorum.
—Büyüyünce ne olmak istiyorsun?
—Müslümanlara hizmet eden bir İslâm âlimi…
—Güzel, ancak İslâmi ilimler Hadis, Tefsir, Fıkıh, Kelam, Tasavvuf ve Ahlâk gibi çeşitli şubelere ayrılmış, sen bunlardan hangisinde ihtisas yapacaksın?
—Şayet Allah nasib ederse, Fıkıh sahasında ihtisas yapmak istiyorum.
……………………………….
Muhammed’in babası Rıfat Boynukalın Beye de bazı sorular yöneltme ihtiyacını duyduk.
—Efendim, …sizleri tebrik ediyoruz. Allah razı olsun. Muhammed’ den başka kaç çocuğunuz var, onları da Muhammed gibi mi yetiştiriyorsunuz?
—Muhammed’den büyük iki abisiyle iki tane de küçük kız kardeşi var. Arabistan’a gitmeme yegâne sebep, çocuklarımı İslâmi ilimler sahasında yetiştirmektir. Onlar da beni utandırmıyorlar. Oradaki okullarını başardıkları gibi buraya geldiğimizde de farklı dersleri veriyorlar.
—Niçin hepsini İslâmi ilimler sahasında yetiştirmek istiyorsunuz?
—Mesleki siyasi-sosyal çalışmalarım sırasında Türkiye’de bu sahanın ihmal edildiğini gördüm. İmkân sahibi Müslümanlar, büyük nisbette çocuklarını çok para ve mevki sağlayacak dünyevi (tıp ve mühendislik gibi) ilimlere teşvik ediyorlar. Bu da bizi İslam âliminin pek nadir bulunduğu bir badireye getirdi. Onun için çocuklarımı İslami ilimler sahasında yetiştirmek istiyorum.
—Gördüğüm kadarıyla maddi durumunuz fena değil, Sayın Boynukalın. Şayet fakir olsanız yine böyle mi düşünürdünüz?
—Bu günkü manada zengin değilim. Elhamdülillah, kimseye muhtaç da değilim. Gördüğüm kadarıyla, memleketimizde fakir çocukları İslami ilimlere teşvik ediliyor, zengin çocukları ise dünyevi ilimlerle meşgul. Kesinlikle fakir Müslümanları tenzih ediyorum. Ancak ne var ki, genç bir insanın aldığı burs ve yardım karşılığında şahsiyeti zedeleniyor. Zengin birinin karşısında el bağlayıp baş sallamak ihtiyacı varmış gibi bir durum ortaya çıkıyor. Fakat hem çalışıp hem okuyan fakir çocukları yok değil. Onlarda tam olarak derslere kendilerini veremedikleri için iki türlü hayat(iş ve okul) arasında ezilip gidiyorlar.
—Dünyevi ilimlerde büyük mesafeler kat eden insanların bunalımdan kurtulamadıklarını görüyoruz. Sizce bunalımdan kurtuluşun yolu nedir?
—Kâinatta her zerre Allah’ın takdiri çerçevesinde hareket eder. Yani her şeyin hareketinden cenab-ı hakk haberdardır. İşte bunu içindir ki, her türlü yozlaşmanın maneviyatsızlığın önüne set çeken İslamiyet’in yaşanabilmesi için İslami ilimlere ağırlık verilmesi gerekir. Bu da İslam âlimlerinin yetişmesi ile mümkündür. Nasıl ki atomun tabii seyrini değiştirdiğimiz zaman büyük bir patlama oluyorsa, balık denizden çıkınca ölüyorsa, insan toplumları da Allah’ın takdir ettiği çerçeveyi,(hududu) aştığı zaman helak olmaya veya çıldırmaya mahkûmdurlar. Bunu bilen Müslümanların üzerine düşen, kendileri İslami ilimleri öğrenememişse, en azından zeki olan çocukları yetiştirmediler. Yani en kabiliyetli çocuklarını İslami ilimlerle meşgul etmelidirler. Gerçek İslam âlimlerini yetiştiren ve onlara tabii olan toplumlar huzura ve saadete erebilir.
İşte bir babanın ideali ve bu ideal neticesinde yetişen evlat… Yüce Rabbimizden bizleri ve evlatlarımızı ulema-i âmilînden, Sâlihîn ve Sâlihâttan kılmasını dilerim.
Halil İbrahim KABAK
ÖĞ-DER / Kayseri Şube Başkanı









AKP 'li Devlet Bakanı 

Yorumlar