Kıbrıs ve Tarihimizdeki Önemi Kıbrıs doğu Akdeniz’in önemli bir anahtarı olarak tarih boyunca bir mücadele alanı olmuştur. Bizim tarihimizde ilk defa Hz. Osman’ın Hilafeti döneminde gündeme gelmiş ve önemi dile getirilmiştir. Suriye valisi Muaviye İbn Ebi Süfyan yıllardan beri Doğu Roma Bizans Devletine karşı verdiği mücadelede daha büyük başarılar elde etmek istiyordu. Bunun temelinde de Hz. Peygamberin Kostantiniyye’nin (İstanbul’un) fethi ile ilgili hadis-i şerifleri yatmaktadır.
Muaviye Bizans’a karşı zaferler elde edip İstanbul’un fethi için bir zemin hazırlamanın peşinde idi. Bizans’a karşı yapılacak cihad hareketlerindeki en büyük motivasyon Rasulullah’ın sözkonusu hadisleridir. Bu hadisteki övgüye nail olmak için Muaviye devrinden başlayarak bir çok emir harekete geçmiştir. İstanbul’a karşı olan bu şevki gerçekleştirmek için karada yapılacak seferlerin ve Anadolu üzerinden gönderilecek orduların yanı sıra deniz yoluyla da donanma gönderip İstanbul’un fethini kolaylaştırmanın yolları hep aranmıştır.
Bunun için Muaviye daha hicretin 27(Miladi 648) yılında Kıbrıs üzerine bir donanma gönderme hususunda Halife Hz. Osman’dan izin istedi. Hz. Osman kimseyi zorlamamak şartıyla sadece gönüllülerin katılacağı bir sefere izin verdi. Zira Müslümanlar ilk defe bir deniz seferine çıkıyordu. Tehlikeli olabilirdi. Bunun için Halife Hz. Osman gönüllülerden oluşacak bir mücahid ordusuna müsaade etti. 28 hicri yılında (m.648-649) düzenlenen sefere ashaptan bir çok gönüllü katıldı. Bunlar arasında Ubade İbnü’s-Samit ve eşi Ümm Haram vardı. Bu sefere Mısırdaki donanma da katıldı. İslam filosu 649 ilk baharında 1700 gemi ile Filistindeki Akkâ körfezinden denize açıldı. Donanmanın başında O günün Mısır Valisi Abdullah İbn Ebi’s-serh ve Abdullah İbn Kays vardı. Bu ordu ve donanma Magosa taraflarında karaya çıkarak ilk şehirleri kuşatma altına aldılar. Sefer sırasında ümm Haram bindiği attan düşerek şehid oldu. Ve burada defnedildi. Hz. Peygamber’in halasının kızı olduğu için kabrina Osmanlılar zamanında sonradan Hala sultan Kabri adı verilmiştir.
Kuşatma sonunda Kıbrıs adası sulh yoluyla ele geçti. Yıllık 7200 altın vergi ödemeyş kabul eden Rumlar İslam devletine bağlandı ve Bizans’la olan ilişkisi sona erdi.
Deniz yoluyla İstanbul’a ulaşmayı hedefleyen Hz. Muaviye buradaki donanmayı sürekli takviye edip güclendirdi. Birkaç yıl sonra Kıbrıs ğzerine yapılan bir ikinci seferle adanın tamamı ele geçti. Ve buraya 12 000 kişilik bir ordu yerleştirildi.
O günden Mogol istilası zamanına kadar zaman zaman Bizans ile Müslümanlar arasında el değiştirdiyse de artk oraya yerleşen Müslümanlar vardı. Yapılan camiler vardı ve artık Kıbrıs bir İslam Toprağı olmuştu. Moğol İstilası sırasında Bizans buraya tekrar Hakim olmuştu.
Ama İstanbul’un Fatih sultan tarafından fethinden sonra adanın Venediklilerin ve yerli Rumların elinde kaldığını görüyoruz. Ancak 8 Rabiulahir 978/9 Eylül 1570 tarihinde Osmanlı ordularının eline geçmiştir. Lala Mustafa Paşa kumandasındaki donanma Kıbrıs’a çıkarma yapmış ve ada yeniden ele geçirilmiş ve Venediklilerin hakimiyetine son verilmiştir. Kıbrıs’ın önemi ogün için Kuzeyden Anadolunun Doğudan Suriyenin Güneyden Mısır’ın ele geçmesiyle etrafı tamamen alınmış bir ada olarak artık buranın da ele geçmesi gerekiyordu. Ebu’s-Suud Efendinin fetvası ve teşvikiyle ada fetfedilmiştir. Zira burası hz. Osman devrinden beri İslam toprağı ve darul-islam olmuş ve buraya cami ve türbeler inşa edilmişti. Venedik işgali sırasında tahrip edlidiğini gören ilim adamı Ebu’s-suud efendi buranın kurtarılmasını istiyor ve bu istişkamette fetva veriyor. İlim adamı budur. Devletin siyasetini şekillendirir. Devlet adamlarına yön verir. Ve Gerekirse strateji belirler. Yoksa ilim adamı sadece namaz kıldıran kitap yazan veya öğrenci okutan değil devletin siyasetinde bizzat rol oynayandır. İşte O günün Müftüsü bu idi.
Kanuninin oğlu II. Selim zamanında Venedikliler oradan çıkarılarak tahrip edilen Camiler yeniden inşa edildi.
Osmanlı Hakimiyeti 1570’ten 1878 yılında meydana gelen Rus mağlubiyetine kadar sürmüştür. Osmanlının zayıfladığı XIX. Yüzyılda İngilizler Hindistan siyasi ve ticari yolunu emniyete almak maksadıyla Kıbrıs’a göz dikmişlerdi. 1878 Berlin Andlaşmasıyla maalesef Kıbrıs kısmen İngilizlerin eline geçti. Ancak Osmanlılar orada Sultana ait olan topraklar üzerindeki yönetimlerini sürdüreceklerdi.Sultan Abdülhamid İngilizlere verilen imtiyazlara rağmen Ada üzerindeki hakimiyetini sağlama almıştı. Bu statü 5 Kasım 1914 yılına kadar sürdü. Ancak I. Dünya savaşını kazandıklarını ilan eden İngilizler bu tarihten sonra Kıbrıs’ı kendi devletlerine ilhak ettiler. O tarihten sonra da Kıbrısta Milli mücadele başladı. Adadaki Müslümanlar kendi haklarını sonuna kadar savunmak için hep gayret etmişlerdir. 1931 yılında da maalesef Adalar meselesiyle ilgilenmediğimiz için Yunanistan bu sefer adayı kendisine ilhak etti. 1952 Yılında Birleşmiş milletlerin kararıyla ada üzerinde Türklerin hakları koruma altına alındı ve buradaki Müslümanların hakları gündeme geldi. Ancak o günden sonra Kıbrıs’ın Yunanistan ilhak için teşkilat kuran EOKA’cılara karşı Mücahidler teşkilatı kuruldu ve Kıbrıs çatışmaları devam edip gitti. 1959 yılında Zürihte imzalanan anlaşmaya göre Rumlar ve müslümanlar ada üzerinde eşit haklara sahip olarak kabul edildi ve Makarios ile Fazıl küçük iki taraf adına anlaşma imzaladılar. Bu anlaşma ile İngiliz idaresi sona erdi. Türklerden Cumhurbaşkanı Rumlardan da Başbakan olmak üzere adaya sulh geldi. Ancak 1974 yılında bu sulh tekrar bozuldu ve Türkiye Kıbrıs Çıkartmasını CHP-MSP hükümeti zamanında ve Sayın Erbakan’ın Gayretiyle ada üzerinde daha büyük haklar elde edildi.
Prof.Dr. Ahmet AĞIRAKÇA









AKP 'li Devlet Bakanı 

Yorumlar