Altsayfa

Dosyalar

ÇİNGENELER BİR AVRUPA YAZGISI:    Çingeneler Avrupa'nın güzel ırklarından biridir. Gerçek Çingene görmemiş kişiler, onların fiziksel görünümlerine ilişkin bir düşünceye sahip olmak için eski yazarların verdiği imgelere bakmamalıdır.
 

RUMELİ’YE GEÇİŞ : Salla Rumeli'ye geçilip buraların fethedildiği düşüncesi, tamamen gerçek dışıdır. Karasi gazilerinin Osmanlı’dan önce Rumeli'ye sallarla geçip, yağmada bulunmalarıyla ilgili olaylar, Osmanlı'ya atfedilmiştir.

Edebiyatname

Confessions of a ShopaholicSanmanki talebi devlet ü câh etmeye geldik.  Biz aleme bir yâr için âh etmeye geldik
e-Posta Yazdır PDF

 "Prag'da Nabucco Boru Hattına Doğru Bir Adım":

 “(…) AB temsilcilerinin yanı sıra Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Gürcistan, Türkiye ve Mısır'dan delegasyonlar buluşmaya katıldı. (…) Projenin stratejik önemine rağmen bazı yorumculara göre AB ilk defa açıkça zorlanıyor. Orta Asya ve Orta Doğu'daki doğalgaz üreticileriyle uzun süreli sevkiyat anlaşmalarının yapılmasının gerekliliği temel bir sorun teşkil ediyor. Böylece Türkiye ile transit sorunlarının düzenlenmesinin garanti altına alınması gerekiyor. "Hospodarske Noviny" gazetesindeki bir habere göre, Çek Enerji Bakanı Bartuska, Ankara'ya projenin içinde yer alabileceğini, ancak yer almak zorunda olmadığını söyledi. Bu açıklama, Türkiye'nin projede yer almak için ortaya koyduğu taleplere bir imaydı. Bu talepler AB tarafından fazla bulunuyor. Enerji zirvesinden sonra, Ankara ile bir sözleşmenin Prag'da üzerinde çalışılan deklarasyon temelinde haziran ayının sonuna kadar yapılabileceği vurgulandı.

Neue Zürcher Zeitung: "Türkiye'de AB'ye Olan İnanç Kayboluyor": ““Türkiye ve AB arasındaki yakınlaşmada yıllardır bir gelişme kaydedilmiş değil. Türkiye'de hayal kırıklığı büyüyor. İnsanlar kendilerini cesareti kırılmış ve önemli temsilcileri Türkiye'nin üyeliğine ilgisiz olduklarını saklamaya çalışmayan AB tarafından haksız muamele görmüş olarak hissediyor. Avrupa'ya yönelim Türkiye'nin soy ağacında yazılı. Kemal Atatürk 1923 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun kalıntılarından Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduğunda, Türkiye'nin yönelimini anlaşılır biçimde açıklamıştı: Genç devlet, Avrupa'ya yönelmeliydi. Batının kurumları, bilimi ve yaşam tarzı, bütün bunlar modernleşmenin ölçütleri oldu. Geri kalmış sayılan Doğuda bulunan komşulara sırt çevrildi, Arap alfabesi Latin alfabesiyle değiştirildi. Bu Kemalist anlayışa Atatürk'ün mirasçıları da bağlı kaldı. Böylece Türkiye 1959 yılında ilk kez Avrupa Ekonomik Topluluğu'na girmek için başvuruda bulundu. Ancak kırk yıl sonra 1999 yılının Aralık ayında, Avrupa Birliği'ne dönüşmüş olan devletler örgütü tarafından aday ülke olarak açıklandı ve müzakereler de 2005 yılının Ekim ayında nihayet başlayabildi. Başka bir deyişle: Yaklaşık elli yıldır Ankara Brüksel'in lutfu için çabalıyor. Ancak bu günlerde AB üyeliği hedefi hiç olmadığı kadar uzak görünüyor. Gerçi AB üyeliği perspektifi, 2000 ve 2005 yılları arasında bir süre için çok sayıda siyasi reformun güçlü motoru olarak işlev gördü: İdam cezası kaldırıldı, askerin sivil kontrolü azaltıldı ve birçok anayasa değişikliği ile demokratik özgürlükler güçlendirildi. Ancak üyelik müzakerelerinin başlamasından sonra reform süreci tıkandı. Türk hükümeti iç siyasetteki krizlere yöneldi, Kıbrıs konusu Brüksel ve Ankara'nın arasına girdi ve AB üyeleri içinde Türkiye'nin AB üyeliğine temelde karşı çıkan ve bunu saklamayan sesler arttı. Egemen Bağış'ın bu tıkanıklığı çözmesi bekleniyor. Bu yılın Ocak ayında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan onu AB işlerinden sorumlu Bakanlığa atadı ve Bağış, Brüksel'e karşı baş müzakereci oldu. Bu görev daha önce Dışişleri Bakanlığının işiydi. Yeni kabine gözlemciler tarafından Türkiye'nin AB konusuna gelecekte daha fazla ağırlık vereceğinin sinyali olarak değerlendirildi. Gerçekte, engellerle dolu üyelik sürecine son yıllarda daha az öncelik tanınmıştı. Hükümet, enerjisinin büyük bölümünü kendinden emin bir dış politika oluşturmaya yöneltti. Bölgesel bir güç olma hedefi çerçevesinde bir Neo-Osmanlı retoriği ön plana çıktı. İslamcı komşularla ilişkiler yoğunlaştırıldı, bu strateji de bazı Avrupa merkezlerinde Türkiye'nin, Erdoğan'ın partisi İslamcı-muhafazakar AKP'nin yönetiminde batıdan giderek uzaklaşmaya mı başladığı sorusunu gündeme getirdi. Bağış bu tür korkuların nedensiz olduğunu söylüyor. Yeni Avrupa Bakanı yabancı gazetecilerle gerçekleştirdiği görüşmede, stratejik AB üyeliği hedefi konusunda partisinin uzlaşı içinde olmaya devam ettiğini, AB ile müzakerelerin başarılı bir sonla biteceğinden emin olduğunu ifade etti: "Bugüne kadar AB üyeliği sürecini başlatan her ülke, bu süreci bitirdi de. Bu Türkiye için de geçerli olacak." Bu sürecin gerçi zaman alacağını, ancak bir elli yıl daha bekleme süresi olmayacağını, çünkü üyelik perspektifinin Türkiye için önemli bir "diyet programı" oluşturduğunu vurgulayan Bağış, televizyonun önünde koltukta oturup hiçbir şey yapmamanın rahat olduğunu, ancak Türkiye'nin sürekli hareketli kalabilmek ve fazla kilolarından kurtulmak için AB'ye ihtiyacı olduğunu belirtti. Bakana göre, dış baskı olduğu sürece bir diyeti uygulamak her zaman daha kolay. Bu diyet, yani AB tarafından gerçekleştirilmesi istenen reformlar bütünü, Bağış'a göre iç siyasete bağlı gerekçeler nedeniyle olabildiğince hızlı biçimde gerçekleştirilmeli. AKP'nin hayal kırıklığı yaşadığı mart ayı sonundaki yerel seçimlerden sonra gelecek iki yılda önemli bir seçim bulunmuyor. Bu sürenin iyi kullanılması gerekiyor. Bakan, AB'de Türkiye'ye şüpheyle yaklaşanlara Türkiye'nin AB üyeliğini birliğe yük olmak için değil, Avrupa'nın yüküne ortak olmak için girmeye çabaladığını hatırlattı. "AB'yi bekleyen en önemli on tehlikeden en azından sekizinde Türkiye yardımcı bir rol oynayabilir" diyen Bağış bununla güvenlik siyaseti, enerji sevkiyatı ya da büyüyen pazarlara ekonomik giriş gibi konuları kastettiğini vurguladı. Bağış'a göre Türkiye son yıllardaki dış siyaseti sayesinde batı ve doğu arasında bir köprü olarak iki tarafta da yerleşmiş durumda ve bu nedenle AB'nin örneğin Orta Doğu'da daha güçlü bir sesi olmasına yardımcı olabilir. Bakanın mesleğine bağlı bu iyimserliği, Avrupa politikasına duyulan güven konusunda pek bir açıklık olmadığı gerçeğini değiştirmiyor. Ne Erdoğan'ın Ocak ayında dört yıldan sonra ilk kez Brüksel'e ziyareti ne de Bağış'ın atanması ilişkilerin yumuşamasına yol açtı. 35 müzakere başlığından henüz onu açıldı, sekiz başlık Türkiye'nin liman ve havalimanlarını AB üyesi Kıbrıs'ın gemi ve uçaklarına açmayı reddetmesi sonucu 2006 yılından beri dondurulmuş durumda. Kıbrıs konusunda bir yakınlaşma olacak gibi görünmüyor. Türkiye'de daha çok Brüksel tarafından bölünmüş ada konusunda Türkiye'ye haksızlık yapıldığı duygusu hakim. Sonuçta 2004 yılında, iki ayrı devletin bir konfederasyon oluşturmasını öngören BM Barış Planı Türk tarafınca onaylanmış, Rum tarafı ise bu planı reddetmişti. Bundan kısa bir süre sonra da Rum tarafı ödüllendirilmiş ve Kıbrıs'ın tek temsilcisi olarak AB'ye alınmıştı. AB, Türk tarafına ticaret ambargosunun kaldırılması sözünü de tutmamıştı. Hiç şüphe yok: AB şimdiye kadar Kıbrıs sorununda her zaman tutarlı davranmadı. Bu sorunun yıllardır Türkiye ve AB arasındaki yakınlaşma sürecini bloke etmesi, International Crisis Group İstanbul bürosundan Hugh Pope'a göre AB içerisinde Türkiye ile ciddi bir biçimde ilişki kurma yolunda eksik olan siyasi iradeden kaynaklanıyor. Brüksel'de çok sayıda AB vatandaşının Türkiye'nin üyeliğine eleştirel yaklaştığı biliniyor, anketlere göre bu daha çok ülkenin Müslüman kimliğinden kaynaklanıyor. Kıbrıs konusundaki anlaşmazlık AB üyeliği konusunda ayak sürüyebilmek için hoş görülen bir mazeret gibi görünüyor. Bu özellikle Almanya, Fransa ve Avusturya gibi ülkeler için geçerli. Pope'a göre Fransa'da Türkiye tartışmasının Avrupa siyasetçileri tarafından nasıl iç siyaset amaçları için kullanıldığını özellikle gözlemek mümkün. Türkiye, Fransız toplumunda gerek İslam'a, göçe ve gerekse ekonomik değişikliklere karşı duyulan yaygın korkuların bir sembolü olarak algılanıyor. İstanbul'daki araştırma merkezi EDAM'dan siyaset bilimci Senem Aydın Düzgit, AB içerisinde sadece toplumun geniş kesimlerinde değil, aynı zamanda elitlerde arasında da giderek rasyonel olmaktan çıkan bir Türkiye tartışması olduğunu öne sürüyor. Düzgit'e göre, geçtiğimiz on yılın ilk yarısında AB'nin şartlarına göreceli olarak yüksek oranda güven duyuluyordu. Buna bağlı olarak Türkiye'de bir reform süreci yaşandı. Ancak birkaç yıldır bu tartışma ve talepler gözle görülür bir şekilde karmaşıklaştı ve inandırıcılığını yitirdi. AB'de üye ülke olarak kendisini öncelikle İslam dünyasının sözcüsü olarak algılayacak olan Türkiye'nin, kalıcı veto politikasıyla Birlikte felce neden olacağı şeklindeki korkuların körüklendiğini belirtiyor. Düzgit'e göre, gerçeklere dayanmayan bu atmosferin oluşturulmasının sonucu, büyüyen oranda karşılıklı bir güvensizlik. Düzgit, Alman Başbakanı Angela Merkel'in Türkiye'ye tam üyelik yerine "özel bir ortaklık" önerisinde de yansıdığı gibi AB'nin giderek yok olan inandırıcılığının Türkiye'deki reform yanlısı çevrelerin elini zayıflattığını, milliyetçi kesimlerin de elini güçlendirdiğini vurguluyor. Türk kamuoyundaki izlenim, Brüksel'in Ankara'ya karşı şu ana kadarki üye ülkelere uyguladığı siyasetten farklı bir siyaset izlediği yönünde. Türkiye kendisinin küçümsendiğini düşünüyor ve AB talepler kataloguna yönelik reform süreci durma noktasına geldi. Sadece bir kısır döngü hareket halinde: Ankara, Brüksel'in Türkiye'ye karşı ilgisizliğini AB reformlarını durdurmak için bir neden olarak görüyor, Brüksel ise Ankara'nın hareketsizliğini Türkiye'nin AB'ye karşı ilgisizliğinin bir işareti olarak algılıyor. Bu, daha özgür bir toplum düzenine yönelik çabaları felce uğratabilecek tehlikeli bir dinamik. Ayrıca üyelik süreci, Kemalist devlet ideolojisinin iddia ettiğinin tersine pek de homojen görünmeyen Türkiye'nin toplumsal olarak birarada tutunması için az sayıdaki projeden biri. Avrupa yolundan uzaklaşmak modern Türkiye'nin ana duvarlarından birini erozyona uğratabilir, sonuçta da ayrışma gerçek olabilir.”

 

Neue Zürcher Zeitung


Yorumlar

İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
URL
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
 
Şuan Bu Sayfadasınız:

Sessizlik

Confessions of a Shopaholic Hayatın bir seher yeli kadar kısa olduğu anlarda gökyüzündeki kuşların çığlıkları bir başka gelir insanın kulağına. Ve sessizlik çöktüğünde gökyüzünün perçemine bir başka olur insan.

Haberler

Confessions of a Shopaholic AKP 'li Devlet Bakanı Egemen Bağış "Heybeliada Ruhban Okulunun, Türk vatandaşlarının ihtiyaçları olan hizmetleri sunabilmek için açılması gerektiğine inanıyorum." dedi.

Bilgi

Sample Images
II. Dünya savaşından sonra bir ilk gerçekleşerek kadın iş gücü bu tarihe kadar görülmemiş bir şekilde günlük hayata girdi. Savaşlar nedeniyle çok büyük kayıplar veren erkek iş gücüne destek olarak kadın iş gücü hayat bulmuş oldu.

Gündem

2006 yılında hükümet FİSKOBİRLİK ile kavgaya girdi. Ardından FİSKOBİRLİK yok olunca, şimdi de yerine kurulan TMO destekleme alımı yapmayınca üretici fındık kartellerinin pençesine insafsızca teslim edilmiş oldu

En Fazla Okunanlar

Altsayfa

Confessions of a Shopaholic

Her sayfanın altında bir sır gizlidir. İster sayfanın altını karıştırısın, ister sayfayı kapatır çıkarsın.