Altsayfa

Dosyalar

ÇİNGENELER BİR AVRUPA YAZGISI:    Çingeneler Avrupa'nın güzel ırklarından biridir. Gerçek Çingene görmemiş kişiler, onların fiziksel görünümlerine ilişkin bir düşünceye sahip olmak için eski yazarların verdiği imgelere bakmamalıdır.
 

RUMELİ’YE GEÇİŞ : Salla Rumeli'ye geçilip buraların fethedildiği düşüncesi, tamamen gerçek dışıdır. Karasi gazilerinin Osmanlı’dan önce Rumeli'ye sallarla geçip, yağmada bulunmalarıyla ilgili olaylar, Osmanlı'ya atfedilmiştir.

Edebiyatname

Confessions of a ShopaholicSanmanki talebi devlet ü câh etmeye geldik.  Biz aleme bir yâr için âh etmeye geldik
e-Posta Yazdır PDF

 HAKİKAT BİR SIRDIR...

Kainatta bildiğimizi sandığımız nice olay var ki onun hakikatini sadece Allah ve O'nun bildirdiği kullar bilir. İnsanoğlu hakikate en yakın varlık olduğu kadar ondan en uzak duran varlıktır da. İnsanın çözemediği birçok sırrı diğer varlıklar hâl olarak yaşar ama ifade edemez. Çünkü onların ağzı mühürlenmiştir. Bana öyle geliyor ki varlıklar içinde dil, insana özellikle verilmiştir ki hakikati bütünüyle olmasa bile kendince ifade etsin istenmiştir böylelikle. İnsana hakikatten söz etme yetkisi verilmiştir ama hakikati olduğu gibi ifade etme gücü verilmemiştir. Bu insandan değil, dilden ve hakikatin bizatihi kendisinden kaynaklanan bir durumdur. Çünkü insanın, hakikatin taşıdığı ağırlığı hissettirecek bir dili yoktur.

Bir yönüyle hakikat hissedilen ama anlatılamayan bir gerçeklik olarak insana hep bitişiktir; başka bir yönüyle de hakikat, insanın bütünüyle ihata edemediği, derinliğini kavrayamadığı bir haldir.

Hakikat bazen görünür derecede müşahhaslaşır ama görmeyen/göremeyen için o sır, bilinmeyen olarak kalır/kalacaktır.

Hacı Bektaşi Veli Hazretlerinin bir eserinde görmüştüm. Hazret, kendince hikâye etmiş ben de kendimce hikaye edeceğim. Bu olayı anlatıyorum ama Hacı Bektaşi Veli'nin naklettiği olay aynen böyle vuku bulmuş mudur, vuku bulduysa hangi kaynaklarda geçmektedir, bunu araştırmadım. İçerik olarak hakikate uygun gördüm sadece.

Peygamber Efendimiz aleyhisselam bir gün Hz. Ali'ye bir sır verdi. Dedi ki, "Ey amcamın oğlu! Bu sırrı kızıma bile söylemedim, sen de söyleme." Sır bu. Dünyada sırrı taşımak kadar zor ne var?  Hz. Ali Efendimiz büyük bir sorumluluğu yüklenmiş olarak evine gitti. İçi kıpır kıpır. Kendisine güvenildiği için bir sevinç yaşamakta ama; bu sevincin öteki yüzünde emanet bilginin ağırlığı var.

Eve vardı. Gece bir türlü uyuyamadı. Yatağın içinde dönenip durdu. Fatıma annemiz hissetmişti Hz. Ali'deki huzursuzluğu. Bir ara içi iyice şişen Hz. Ali, bir şey söylemek ister gibi "Ey Fatıma! Ey gözümün nuru!" dedi. Annemiz de zaten bunu beklemekte idi. "Buyur Ali, dedi bir şey mi diyeceksin?" Hz. Ali hemen vazgeçti. "Yok, yok, bir şey yok."dedi. Bir zaman böyle geçti. İçinin sesi ağzından harflere ve kelimelere dönüştü. İkinci kez "Ya Fatıma!" Hazreti Fatıma: "Söyle Ey evimin direği! Ne söylemek istiyorsun?" "Yok, yok bir şey yok..."

Bu hal birkaç kere tekrar etti. Hz. Ali baktı ki olacağı yok; sır, derinden derine baskı yapmakta. Nefis de devrede. "Ne olur söyle ve rahatla. Söyle ve uyu" diye onu kışkırtmaktadır. Ama olmaz ki. Bu sır, emanet değil mi?  Sonra Hz. Ali yataktan kalktı, Medine'nin dışına doğru yürüyüşe çıktı. Ay, bedir halinde idi. Yol üstünde bir kuyuya rastladı. Üstelik kuyunun suyu kurumuştu, terk edilmiş bir kuyu idi. Hz. Ali Efendimiz, tamam dedi içinden; sırrı söyleyeceğim bir ıssız mekân buldum. Kuyunun içine eğildi ve: "Ey kuyu, dedi; bugün Hz. Peygamber bana şöyle şöyle dedi. Sırrı tek tek sıraladı."

Sonra oh be, dedi; geldi rahatça bir uyku çekti.

Efendimiz bir gün ashabıyla otururken, Medine dışından bir adam geldi. Selam verip sohbet halkasına dahil oldu. Efendimizin âdeti idi. Gelen gidenden insanların ahvalini sorardı. Adama: "Geldiğin yerlerde insanları nasıl görüyorsun? Kavmin ne iş görüyor. Anlat biraz." dedi. Adam, insanların bazı ahvalinden bahsetti, sonra aklına geldi. Dedi ki: "Ey Allah'ın resulü, nerdeyse unutuyordum. Bizim orada bir çoban var. Davarını otlatırken kaval çalıyor. O kaval çalmaya başlayınca bütün hayvanlar yemeyi içmeyi, birbiriyle oynaşmayı bırakıyor, kavalı dinliyor."

Bu haber Peygamberimizin de garibine gitti. O halkada oturan arkadaşlarına "haydi o çobana gidelim" dedi. Hep beraber yola çıktılar. Toplulukta hulefa-i raşidin de vardı. Epey yürüdükten sonra çobana yaklaşmış olmalılar ki uzaktan uzağa kavalın sesi Efendimiz aleyhisselama kadar geldi. Bu sesi oradaki ashap da duydu. Ama onlar bir şey anlamadılar bu sesten. Biraz daha yaklaşınca, ses daha net gelmeye başladı. Efendimiz durdu, Hz. Ali'nin gözlerine baktı. Hz. Ali bu bakışa bir anlam veremedi. Ama içine de bir korku, bir heyecan çöreklendi Hz. Ali'nin. Diğer sahabeler varken acaba Peygamberimiz niçin kendisine bakmıştı?

Nihayet çobanın yanına vardılar. Çoban hemen ayağa kalktı. Yer gösterdi. Efendimiz çobana sordu: "Ey insan, bu kaval çalmayı nerden ve kimden öğrendin?" Çoban: "Ey Allah'ın elçisi dedi, biz çobanlar kaval çalmasını kendi kendimize öğreniriz, ben de kimseden öğrenmedim, kendi kendime çalıyorum işte." Efendimiz anladı ki bu iş çobandan ve öğretenden kaynaklanmıyor. Sonra elindeki kavalı kastederek sordu. "Peki, bu kavalı nerden aldın?"

Çoban "Ben gezgin bir adamım, dedi. Geçen gün ta şuraya davarımı otlamaya götürmüştüm, dedi ve Medine'ye yakın bir yeri gösterdi. İşte orada bir kuyu gördüm. Suyu kesilmiş bir kuyu. İçinde de bu kavalın kamışını gördüm. Tam kavallık bir kamış dedim, indim, o kuyudan kestim bunu" dedi. Efendimiz buna da bir anlam veremedi. Hz. Ali'yi bir kenara çağırdı. Dedi ki: "Ey Ali! Ey Amcamın oğlu! Bu hayvanlar neden yemeden içmeden kesiliyor sana söyleyeyim mi? Bu kaval benim sana daha önce verdiğim sırrı ifşa ediyor. Bundan dolayı ruh halleri hemen değişiyor. Nedir bu?"

Hz. Ali efendimiz o zaman şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi, ben o gün bu sırrı içimde taşıyamadım. Fatıma'ya söyleyemedim. Sıkıntıdan da uyuyamadım. Medine dışına geldim, baktım bir kör kuyu. Eğildim içine, "Ey kuyu, dedim; bugün Allah'ın resulü bana şöyle şöyle dedi, diye içimi boşalttım. Galiba o karanlıkta kuyunun içindeki kamışı görmemişim."

Râviyân-ı ahbâr ve nâkilân-ı âsâr şöyle hikâyet ederler ki: Kaval ve ney'in ifşa ettiği sır, bu sırdır. Onu ehli bilir ama söylemez. Ney ve kaval bundan dolayı yanık yanık kendince, kendi dilinde bu sırrı ifşa eder. İnsanlar bu sırrı hisseder ama diğer varlıklar onu anlar. Efendim, hani bunun hissesi mi dediniz? Hisse bizzat kıssada, kıssanın kendisinde.

Anlayana selam olsun.

Kamil YEŞİL


Yorumlar

İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
URL
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
 
Şuan Bu Sayfadasınız:

Sessizlik

Confessions of a Shopaholic Hayatın bir seher yeli kadar kısa olduğu anlarda gökyüzündeki kuşların çığlıkları bir başka gelir insanın kulağına. Ve sessizlik çöktüğünde gökyüzünün perçemine bir başka olur insan.

Haberler

Confessions of a Shopaholic AKP 'li Devlet Bakanı Egemen Bağış "Heybeliada Ruhban Okulunun, Türk vatandaşlarının ihtiyaçları olan hizmetleri sunabilmek için açılması gerektiğine inanıyorum." dedi.

Bilgi

Sample Images
II. Dünya savaşından sonra bir ilk gerçekleşerek kadın iş gücü bu tarihe kadar görülmemiş bir şekilde günlük hayata girdi. Savaşlar nedeniyle çok büyük kayıplar veren erkek iş gücüne destek olarak kadın iş gücü hayat bulmuş oldu.

Gündem

2006 yılında hükümet FİSKOBİRLİK ile kavgaya girdi. Ardından FİSKOBİRLİK yok olunca, şimdi de yerine kurulan TMO destekleme alımı yapmayınca üretici fındık kartellerinin pençesine insafsızca teslim edilmiş oldu

En Fazla Okunanlar

Altsayfa

Confessions of a Shopaholic

Her sayfanın altında bir sır gizlidir. İster sayfanın altını karıştırısın, ister sayfayı kapatır çıkarsın.