Altsayfa

Dosyalar

ÇİNGENELER BİR AVRUPA YAZGISI:    Çingeneler Avrupa'nın güzel ırklarından biridir. Gerçek Çingene görmemiş kişiler, onların fiziksel görünümlerine ilişkin bir düşünceye sahip olmak için eski yazarların verdiği imgelere bakmamalıdır.
 

RUMELİ’YE GEÇİŞ : Salla Rumeli'ye geçilip buraların fethedildiği düşüncesi, tamamen gerçek dışıdır. Karasi gazilerinin Osmanlı’dan önce Rumeli'ye sallarla geçip, yağmada bulunmalarıyla ilgili olaylar, Osmanlı'ya atfedilmiştir.

Edebiyatname

Confessions of a ShopaholicSanmanki talebi devlet ü câh etmeye geldik.  Biz aleme bir yâr için âh etmeye geldik
e-Posta Yazdır PDF

 ATATÜRK'ÜN 1922'DEN ÇİZDİĞİ, 2009'DA DA GÖRÜLEN RESİM ÜZERİNE...

Henüz ölmemiş bir bedene saldırmış akbabalara, her gün yeniden yeşertilen taptaze uzuvlar ne zamana kadar kifâyet gösterir?

“Bir düzen düşünün… Kalbinde kör bir irade atmakta… Hangi yasaya göre çalıştığı belirsiz. Ne zaman nasıl tepki vereceği belli değil. Hangi şeyden alınacağı, neye ne kadar izin vereceği tam olarak bilinmemekte…  Kendini halkından bile saklamakta… Eğer bir düzen açık, anlaşılır, rasyonel yasalar tarafından tanımlanamıyorsa, ifade edilemiyorsa, korunamıyorsa varlığı kuşkuludur.'''

Türkiye, varlığı akbabalar tarafından paramparça edilmeye çalışılan, kuşkular tarafından yönetilen bir düzen midir? Daha doğrusu böyle bir mekanizmaya düzen denilebilir mi? Bu mekanizmanın çarkları kimin cebindeki anahtarla döner? Bu ülke halkı neden bu irade anahtarına sahip değildir?

Acaba rasyonalitenin, maneviyatın kullanılamaz hale gelmesi için bu henüz ölmemiş bedene ne biçim bir zehir zerk ediliyor. Bir hastalık halini alan Batılılaşma adı altında Avrupa’nın klonu olmaya çalışırken klanı oluyoruz her geçen gün. Ve kopyaladığımız içi boşaltmış değerler kümesine, Doğu Medeniyeti’nde ‘boş küme’ olmasına rağmen neden bir değer addedermiş gibi sıkıca yapışmışız. Yalnızca bireysel bir yıkımın değil, toplu bir katliamın habercisidir bu ama nedense kansız bir ölüm hiçbir gazetenin manşetinde yer almaz. Bu hem yavaş ve hem çok hızlı…

 Türkiye’nin damarlarına enjekte edilmiş Avrupalılaşma zehiri bizi ne zamana kadar yaşatır? Ne zamana kadar edimlerimizin ipini kendi boğazımıza dolamış ve aynı ipten akbabalara asılmış bir şekilde yaşamaya devam edeceğiz? 1922’den bakan analitik görüş, 2009’da kör mü olmuştur? Ya biz bugün karşılaştığımız zehirli sonuçların farkında değiliz, ya da bu döngünün bu şekilde devam etmediğine kendimizi inandıran hayalperestleriz. Önümüze konan rengârenk şekerlerle ve pastalarla Avrupa Cadı’sının masalına yemek olduğumuzu göremeyecek kadar aymazız, körüz, vesaire…

Oysa bugün emir erliğini yaptığımız Avrupa kabadayısını biz kendi koynumuzda büyütmüştük.  Zaman bir döngüdür; bulunduğu zirveden yuvarlanan bir teker gibi, Türkiye zirvesini kaybetmiştir ancak, kendi etrafında dönmeye devam etmiştir. Bu tekeri yerinden söken üstüne oturmuş liderlerin midelerine doldurdukları çıkar irinleri idi.

Ben aslında şimdiden bahsediyorum, uzun ve yavaş bir yuvarlanıştan… Ve hâlâ devam etmekte olan…  Oysa M. Kemal Atatürk aşağıdaki 6 Mart 1922 Meclis konuşmasında o günden ve aslında bugünden bahsetmektedir:

Mustafa Kemal: "... Hepiniz bilirsiniz ki Avrupa'nın en önemli devletleri, Türkiye'nin zararıyla, Türkiye'nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran, en güçlü gelişmeler, Türkiye'nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere'nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Türkiye, Viyana'dan sonra Peste ve Belgrat'ta yenilmeseydi; Avusturya / Macaristan siyasetinin sözü edilmeyecekti. Fransa, İtalya, Almanya'da, aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlendirmişlerdir."

"... Bir şeyin zararıyla, bir şeyin yok olmasıyla yükselen şeyler, elbette, o şeylerden zarar görmüş olanı alçaltır. Gerçekten de Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür. Türkiye'yi yok etmeye girişenler, Türkiye'nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak, birleşmiş ve ittifak etmişlerdir. Ve bunun sonucu olarak birçok zekâlar, duygular, fikirler, Türkiye'nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Ve bu geleneğin, Türkiye'nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda nihayet Türkiye'yi ıslah etmek, Türkiye'yi uygarlaştırmak gibi bir takım bahanelerle Türkiye'nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve  sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini elde etmişlerdir."

 "...Oysa güç ve kuvvet, Türkiye'de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır. Bunun etkisi altında kalarak milletin, en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Tarihte böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. İşte Türkiye de bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden her saat, her gün, her yüzyıl biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür."

"...Bu düşüş, bu alçalış, yalnız maddi şeylerde olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki Türkiye ve Türk halkı, ahlak bakımından da düşüyor. Durum incelenirse görülür ki; Türkiye Doğu 'Maneviyatı’yla sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu. Doğu'yla Batı'nın birleştiği yerde bulunduğumuz, Batı'ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde asıl mayamız olan Doğu 'Maneviyatı’ndan tamamıyla soyutlanıyoruz. Hiç şüphesizdir ki; bu büyük memleketi, bu milleti, çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez (bundan)."

"... Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır. Türkiye'nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında susmaya mahkûmmuş gibi Türkiye'yi âtıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye'de fikir adamları adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki "Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur." Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. 'Onlar bizi idare etsin' diyorlardı." (Meclis konuşmasından.) ...Bilelim ki ulusal benliğini bilmeyen uluslar, başka uluslara yem olurlar.

 

Meclis konuşmasından.
İş Bankası Kültür Yayınları: TBMM Gizli celse zabıtları cilt-3) 6 Mart 1922

 


Yorumlar

İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
URL
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
 
Şuan Bu Sayfadasınız:

Sessizlik

Confessions of a Shopaholic Hayatın bir seher yeli kadar kısa olduğu anlarda gökyüzündeki kuşların çığlıkları bir başka gelir insanın kulağına. Ve sessizlik çöktüğünde gökyüzünün perçemine bir başka olur insan.

Haberler

Confessions of a Shopaholic AKP 'li Devlet Bakanı Egemen Bağış "Heybeliada Ruhban Okulunun, Türk vatandaşlarının ihtiyaçları olan hizmetleri sunabilmek için açılması gerektiğine inanıyorum." dedi.

Bilgi

Sample Images
II. Dünya savaşından sonra bir ilk gerçekleşerek kadın iş gücü bu tarihe kadar görülmemiş bir şekilde günlük hayata girdi. Savaşlar nedeniyle çok büyük kayıplar veren erkek iş gücüne destek olarak kadın iş gücü hayat bulmuş oldu.

Gündem

2006 yılında hükümet FİSKOBİRLİK ile kavgaya girdi. Ardından FİSKOBİRLİK yok olunca, şimdi de yerine kurulan TMO destekleme alımı yapmayınca üretici fındık kartellerinin pençesine insafsızca teslim edilmiş oldu

En Fazla Okunanlar

Altsayfa

Confessions of a Shopaholic

Her sayfanın altında bir sır gizlidir. İster sayfanın altını karıştırısın, ister sayfayı kapatır çıkarsın.