TARİHE DÜŞÜLEN NOTLAR
Sayın Genel Başkanım, Muhterem Genel İdare Kurulu Üyeleri, Kıymetli İl ve İlçe Başkanlarım, Emniyet ve Basınımızın Değerli Mensupları, İl Genel ve Belediye Meclis Üyelerimiz, Kıymetli Misafirler, Hanım Kardeşlerim, Genç Kardeşlerim, Dava Arkadaşlarım.
Görevi kendisinden devraldığım büyük dava adamı değerli il başkanım Sayın Osman Yumakoğulları,
Bedenen aramızda olmasa da manen her zaman aramızda olduğuna inandığım 54. Hükümetin efsane başbakanı, büyük devlet ve siyaset adamı, Milli Görüş lideri muhterem hocam,
İstanbul il teşkilatımız açısından bir dönemin sonu ve yeni bir dönemin başlangıcını ifade eden il kongremize hoş geldiniz diyor, hepinizi saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.
Dünya başkenti İstanbul’umuzda 2 yılı aşkın bir süreyle ve çok kıymetli bir ekiple birlikte, büyük bir onur ve şerefle yerine getirmeye çalıştığım İstanbul il başkanlığı görevimi bu kongreyle devretmiş, diğer bir kardeşimize bırakmış olacağım. Moda deyimle bu kongreyle gençlerin önünü açmış olacağız.
Her şeyden önce Milli Görüş davasına hizmet etmeyi lütfeden Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler ediyorum.
Yine bendenize güvenerek, bu ulvi görevi bana emanet etme nezaketini gösteren ve desteklerini de hiçbir zaman esirgemeyen başta muhterem Erbakan Hocamız olmak üzere, Eski genel başkanımız Recai Kutan beye ve çalışma arkadaşlarına, birlikte görev yaptığımız siz çok kıymetli teşkilat mensuplarımıza minnet ve şükranlarımı arz ediyorum.
Muhterem kardeşlerim…
Sözlerime, yapmakta olduğumuz bu büyük hizmetin önemini üç temel noktada toplayarak başlamak istiyorum.
Birincisi; hepimiz Türkiye’nin tarihi misyonunu bilmek zorundayız.
Türkiye; tarihiyle, coğrafyasıyla ve müktesebatıyla dünyadaki sıradan herhangi bir ülke değildir. Türkiye tarih boyunca nice ruhların dirilmesine vesile olmuş, onlara insanlığı öğretmiş, dünyanın her tarafına hak ve adalet götürmüş ve onlara bin yıl hizmet etmiş bir ülkedir.
İnsanlığın hak ve adalete bu kadar ihtiyacı olduğu bir dönemde, Türkiye tarihi misyonunu yeniden üstlenmek zorundadır. Aksi, lideri olduğumuz coğrafyanın ve hidayete muhtaç insanlığın sonu anlamına gelir. Bundan dolayı Lider Ülke Türkiye, zannettiğimizden çok daha büyük bir mana taşımaktadır.
İkincisi; hepimiz Milli Görüş hareketinin manasını ve önemini bilmek zorundayız.
Milli Görüş hareketi insanlık tarihi boyunca devam eden hak-batıl mücadelesinin son 40 yıllık sürecinin adıdır. Geçmişte hakkı temsil eden insanlar, hangi gerekçelerle mücadele ettiyse, bizlerde bugün aynı gerekçelerle mücadele ediyoruz. Gelecekte de aynı gerekçelerle mücadele edeceğiz.
Biz bu yolu böyle gördük ve böyle inanıyoruz. Bizim bugüne kadar yaptığımız siyaset bu kutsal yol içindi ve ona yönelikti. Çünkü
- Bu yol, hidayet arayan ve kurtuluşa talip olanların yoludur.
- Bu yol, davasını her şeyin üzerinde tutanların yoludur,
- Bu yol, fedakârlıkla-duayı rehber edinenlerin yoludur,
- Bu yol, kula kulluğu reddedenlerin yoludur,
- Bu yol, her şeyin tek ve gerçek sahibi olanın yoludur,
Ne mutlu bu kutsal yol için mücadele edenlere…
Üçüncüsü; hepimiz kendi tarihi sorumluluğumuzu bilmek zorundayız.
Bilindiği gibi dünya, son 300 yıldır batı tarafından yönetilmektedir. Batının demokrasi, insan hakları ve özgürlükler adına ortaya koyduğu yönetim anlayışının sonucu olarak dünyamız;
Bilançosu çok ağır savaşların ve çatışmaların olduğu bir dünyaya,
Sayıları milyarları bulan aç ve yoksul insanların olduğu bir dünyaya,
Zulmün, sömürünün ve korkunun kader haline getirildiği bir dünyaya,
Fikir kirlenmesinin ve zihinsel parçalanmanın zire yaptığı bir dünyaya,
Gözyaşı ve kan deryasında yüzen bir dünyaya… dönüşmüştür.
İşte insanlık böylesine bir vahşetle, topyekûn bir kuşatma ve yok olma süreciyle karşı karşıyadır. Ancak batı medeniyeti bunlarla yetinmemektedir. Daha fazlasını ve daha fazlasını istemektedir. Bunun için de özellikle Müslüman coğrafyasını hedef almaktadır.
Bütün bu vahşetin durması, yerine hak ve adalete dayalı yeni bir dünyanın kurulması, Milli Görüş mensuplarının iradesine ve kararına bağlıdır.
Muhterem kardeşlerim…
Şunu iyi bilmeliyiz ki bizler; ödenmesi gereken bedelin tamamını ödemeyi kabul etmedikçe, dünyaya saadet nizamı gelmeyecektir.
Şimdi ayağa kalkma zamanıdır.
Sizler ayağa kalkın ki;
- Ateşe verilen bu dünya yaşanabilir, mutlu ve müreffeh bir nizama kavuşsun,
- Ezilen, sömürülen, aldatılan ve geleceği elinden alınmış insanlar bir an önce kurtulsun,
- İnsanlar “modern kölelikten” kurtulsun,
- İnsanlığın dünya ve ahiret saadetinin yolu açılsın,
BİZ NE YAPTIK?
Muhterem kardeşlerim…
Tarihe not düşmek adına görev süremiz boyunca yaptıklarımızdan bir kısmını sizlere paylaşmak istiyorum.
Bildiğiniz gibi 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan genel seçimlerde Türkiye genelinde %2,34, İstanbul’da ise %3,04 oy aldık. Bu seçim sonuçları tüm teşkilat mensuplarımızı moral-motivasyon olarak son derece olumsuz etkiledi.
Bir tarafta alınan düşük oy oranları, diğer taraftan başta genel başkanlık olmak üzere, partinin kendi iç sorunları, teşkilatları durma noktasına getirdi.
Bir de buna ekonomik sıkıntılar-borçlar eklenince, özellikle üst düzey bir takım teşkilat mensuplarında; “bu iş burada bitmiştir” kanaati oluşturdu. Hatta bu durum; “anahtarları alın, genel merkeze teslim edin” şeklinde dillendirilmeye başlandı.
Hatta o tarihlerde 40 yıllık Milli Görüş geleneğinde bir ilk gerçekleşiyor ve teşkilatlara; “2 ay tatil yapın” talimatı veriliyordu.
İşte bu şartlarda İstanbul il teşkilatının önünde 2 seçenek vardı. Birincisi, bu olumsuz kanaatleri kabul edip 2 ay tatil yaptıktan sonra kenara çekilmek, ikincisi de hiç durmadan, kaldığımız yerden yeni bir yol haritası çizerek, yeniden kendi küllerinden doğmaya çalışmaktı. Biz ikinci yolu tercih ettik ve stratejimizi şöyle belirledik;
10 gün içerisinde tüm teşkilat kademeleriyle bir seçim değerlendirmesi yapılacak,
Hemen ilçe kongreleri ve akabinde il kongresi yapılarak teşkilatlar güçlendirilecek,
Teşkilat çalışmalarına ve birim faaliyetlerine ağırlık verilecek,
Belediye başkan adayları tespit edilecek ve 1 yıl önceden açıklanacak,
Meclis üyeleri belirlenecek ve 1 yıl önceden açıklanacak,
Belirlenen bu 5 ana strateji üzerine bina edilen İstanbul çalışmaları süreç içerisinde uygulanmaya çalışıldı.
Birinci stratejimizi %100 uyguladık, kongre çalışmalarını 1 ay gecikmeli tamamladık,
Aday tespit çalışmalarını 2 ay gecikmeli tamamladık, ancak açıklayamadık.
Meclis üyeleri konusundaki çalışmalarımızı ise dışımızdaki bir takım gelişmelerden dolayı yapamadık.
İşte sizlerle iki yıla yakın bir süre bu stratejileri uygulamaya çalıştık. Bu süre içerisinde kendimize davamızın bir takım ilkelerini rehber edindik. Müsaadenizle bunlardan birkaçının altını çizmek istiyorum:
- Başarmak için; inanmanın, bilgi ve teknolojinin, iş odaklı bir ekibin, planlamanın, takip ve sonuçlandırmanın gerekliliğine inandık,
- Umutlarımızı diri tutarak ve hiçbir komplekse kapılmadan sadece ve yalnızca davamız için çalışmaya gayret ettik,
- Her zorluğun sabırla aşılacağına inanarak, hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmadık,
- Bu döneminde, gücümüz ve imkânlarımız nispetinde her şeyin en doğrusunu yapmaya çalıştık,
- 40 yıllık müktesebatımızdan ve çizgimizden hiçbir şekilde ve hiç kimseye karşı taviz vermedik,
- Yönetenlerle yönetilenler ilişkisini, korku ve vehimler üzerine değil, güven esası üzerine kurmaya özen gösterdik,
- Yönetmeye talip olduklarımıza güvenmeden ve değer vermeden başarının gelmeyeceğine inandık,
- Farklılıkları bir arada yaşatmanın, yönetmenin en önemli vasfı olduğuna inandık,
- Ya benimlesin, ya da karşımda zihniyetine hiçbir zaman itibar etmedik,
- Teşkilat olarak birbirimizi anlamamak veya yanlış anlamak gibi bir lüksümüzün olmadığına inandık,
- Açık ve şeffaf olmayı, katılımcı anlayışı, dürüst davranmayı ilke edindik,
- İlmi ve teknolojik tüm imkânları siyaset alanına taşıyarak, zaman ve emek israfını önlemeye çalıştık,
- Geleceğimizi emanet edeceğimiz genç jenerasyonun önünü açarak, yeni kadrolar yetiştirmeye çalıştık,
- Teşkilat yapısı içerisinde her şeyin kurallara bağlanmasını, vazedilen kurallara kralların da uyması gerektiğini savunduk,
- Teşkilatlarımıza sadece sorumluluk ve görev vermedik, aynı zamanda yetki, hak ve takdir alanı da bıraktık,
- Önemli hiçbir konuda istişaresiz ve izinsiz adım atmadık, kendimizi müstağni görmedik,
- En ciddi konulardan, en basit ve gündelik sorunlara kadar, istişareyle aldığımız her kararı uygulamaya çalıştık,
- Eleştirileri büyük bir saygıyla ve değerini küçümsemeden dinledik ve gereğini yapmaya çalıştık,
- Dışlama, mahrum bırakma gibi yanlış yollara sapmadık. Ayrımcı ve seçkinci olmadık,
- Objektif kriterlere dayalı, sürdürülebilir, sağlam, ikna edici, kalıcı ve itimat besleyen bir geleneğin yerleşmesine çaba gösterdik,
- Her vicdanı rahatlatan, hak ve hukuku gözeten bir yöntem anlayışı geliştirmeye çalıştık,
- Gitmeyene gitmeyi, sevmeyeni sevmeyi, nefsimize ağır gelmeden uyguladık,
- İlkelerimize sadık olduğumuz kadar, liderimize ve dava büyüklerimize de saygıda kusur etmedik,
- Teşkilat içi eğitimlerimizle, mensuplarımızda ortak kültür oluşturmaya gayret ettik,
- Doğru olanın pahalı ve zor olduğunu bilerek, yol almaya gayret ettik,
- Bir teşkilatın en önemli gücünün, inanç, hedef ve söylem birliğinde olduğuna inandık,
- Hakkıyla sevmeden ve sevilmeden hiçbir hizmetin verilemeyeceğine inandık ve gereğini yaptık,
Muhterem kardeşlerim…
Görev sürem boyunca rutin teşkilat çalışmaları dışında önümüzdeki 40 yılı nasıl planlayabileceğimiz hususunda da bir takım çalışmalar yaptım. Müsaadenizle bu çalışmanın sonuç kısmını sizlerle paylaşarak bu bölümü kapatmak istiyorum.
Tespitlerimiz;
Kim ne derse desin ülkemizde 60 yıldır uygulanan klasik particilik anlayışı; sadece siyaset yapma üslubu açısından değil, aynı zamanda “yöntem ve yönetim” açısından da iflas etme noktasına gelmiştir.
Dolayısıyla er ya da geç, “kurallara dayalı ve kurumsal sürecini tamamlamış” yeni bir particilik anlayışı ortaya konmak zorundadır.
Eğer Saadet Partisi, Milli Görüş ilkelerini referans alarak, “kendisini yeniden inşa edebilirse”, bu ülkenin en güçlü ve tek partisi olma vasfını çok uzun yıllar devam ettirebilir. Aksini ise, düşünmek bile yanlış olur.
Erbakan, 20. yüzyılda bir anlamda kendisiyle özdeşleşen Milli Görüş hareketinin temel ilkelerini, yani aksiyomlarını, kendi medeniyet değerlerinden günümüze uyarlayarak ortaya koymuştur.
Erbakan, hiçbir ideolojinin etkisinde kalmadan, Milli Görüş ilkelerini ortaya koyarken, ayrıca bunun ihtiyaçlara cevap verecek şekilde; sade, anlaşılır ve uygulanır olmasına da özen göstermiştir.
Sadece Milli Görüş değerleriyle anlamlı olan Saadet Partisi, bu değerleri yeniden hatırlamalı ve onlara sıkı sıkıya bağlanarak kendisini yeniden inşa etmelidir.
Muhterem kardeşlerim, konuşmamı tamamlarken,
Hemen şunu ifade edeyim ki; İstanbul’da sizler gibi, kaliteli ve fedakâr bir teşkilatla yol yürümek, benim için hayatımın en şerefli ve onurlu işi olmuştur. Bana bu bahtiyarlığı yaşattığınız için, her birinize ayrı ayrı teşekkür etmeyi görev sayıyorum.
Sizlerle birlikte, zor ama zevkli bir dönemi geride bırakmanın huzuru içerisindeyim.
Tüm hatalarım, eksik ve kusurlarım için Rabbimden affımı ve hizmetlerimin kabulünü dilerken, siz çok kıymetli kardeşlerimden de helallik istirham ediyorum.
Ölene kadar sürecek olan şu yolculuğumuzda, Allah ayaklarımızı sabit kılsın. Liderimize hayırlı uzun ömür versin ve zaferi birlikte yaşamayı bizlere nasip etsin.
Yeni dönem il başkanımızı ve sizleri tebrik ederken, kongremizin hayırlı olmasını diliyorum.
Unutmayalım ki, gerçek zafer “Allah’ın rızasını kazanmaktır, gerisi teferruattır.”
Hepinizi her şeyin sahibine emanet ediyorum. Selam ve saygılar sunuyorum.
Esselamu aleyküm.
Saadet Partisi İstanbul Eski İl Başkanı
Sadrettin KARADUMAN
Saadet Partisi İstanbul İl Kongresi / 16- Ağustos 2009 /









AKP 'li Devlet Bakanı 

Yorumlar
Sağolasın başkan,bizler senden razıyız Allah'ta senden razı olsun.