Altsayfa

Dosyalar

ÇİNGENELER BİR AVRUPA YAZGISI:    Çingeneler Avrupa'nın güzel ırklarından biridir. Gerçek Çingene görmemiş kişiler, onların fiziksel görünümlerine ilişkin bir düşünceye sahip olmak için eski yazarların verdiği imgelere bakmamalıdır.
 

RUMELİ’YE GEÇİŞ : Salla Rumeli'ye geçilip buraların fethedildiği düşüncesi, tamamen gerçek dışıdır. Karasi gazilerinin Osmanlı’dan önce Rumeli'ye sallarla geçip, yağmada bulunmalarıyla ilgili olaylar, Osmanlı'ya atfedilmiştir.

Edebiyatname

Confessions of a ShopaholicSanmanki talebi devlet ü câh etmeye geldik.  Biz aleme bir yâr için âh etmeye geldik
e-Posta Yazdır PDF
SİZİ BİR YERDEN TANIYOR GİBİYİM

Mavi  Jeans´in  televizyonlarda  gösterilen "Burası  İstanbul" temalı  reklâmına  herhalde  rastlamışınızdır. Reklâmlar, aynı minvalde  diyaloglar / durumlar  üzerine  kurulmuş.

Zibidi  gibi  giyinmiş  bir  oğlan  ya  da  kıza  annesi "Kızım / oğlum  bu  ne  kılık" yollu  laflar  ediyor. Genç  gayet  edepsizce "Anne/baba ya... Aş  artık  bunları. Alış  artık  tarzıma." türünden  laflar  ediyor.

"Burası  İstanbul"  diyor. Burası  İstanbul, eyvallah. Fetih  şehri, Dersaadet, ecdadın  kan  dökerek  aldığı  İstanbul  ama  siz kimsiniz? Bu  anne, kızına "Erkek  arkadaşının jean´ ini  mi giydin, oğlan  seni  bu  kılıkta  mı  görecek?" diye soran/sorabilen  çöpçatan  bozması  yapma  anneler  kim?

Maşallah, pek  iyi  yetişmiş  gençler… Ana  babalarına, "Öğren artık  öğren. Alış  tarzıma. Karışma. Burası  İstanbul" diye cevap  vermekte  pek  maharetlilerler. Üstad  Necip  Fazıl  bir  de  bunları  görseydi  herhalde  meşhur "Muhasebe" şiirine bodrum  katını  da  eklemek  zorunda  kalırdı.

Bu  sevimsiz  konu  hakkında  fazla  lakırdıya  gerek  yok, lakin gözlerimizin  önündeki  manzara  birilerinin  ne ‘nush´ tan  ne de  ‘tekdir´ den  anlamadığını  anlamamızı  sağlıyor. Dedelerimizin  çözülemeyen  her  sorunun  anahtarı  niyetine kullandığı  budaklı  meşe  odunu  meğerse  bu  devrin  en  hakiki  ilacıymış. Fakat  bizim  mucizevi  odunu  acaba  böyle davranan  gençler  mi, yoksa  buna  ortam  hazırlayıp  böyle  bir hayatı  özendiren  zevat  mı  hakediyor? Ya  da  ilk  önce  iğneyi  kendimize  mi  batırmamız  lazım?

Bu  yeni  moda  züppeliklerle  avutulan  gençler, İstanbul´u böyle  abuk  sabuk  giyinilmesi  gereken  ve  Avrupa  Kültür Başkenti  olan  bir  kent  olarak  tanıyorsa  suç  kimindir? "İstanbul  Avrupa  Kültür  Başkenti" çalışmalarını  göğsünü  gere  gere  anlatanlar, bu  organizasyonun  her  kademesinde hizmeti  vazife  bilen  Divan  Edebiyatı  romantiği neo-muhafazakarlar  ve  pastadan  pay  kapmak  için  proje  üstüne proje hazırlayan  takkeli  liberal  İslamcılara  bu  yeni  moda gençlik  hayırlı  uğurlu  olsun.

İşçilerin  kot  pantolonunun  böyle  burjuva  bir  simgeye dönüşmesi  ise  belki  başka  bir  makale  konusudur, ama  biz zaten "jean" diye  bir  kelime  bilmiyoruz. Biz, Özal  dönemi  liberal  ekonomi  politikaları  sayesinde  memlekete  giren yabancı  sermaye  yüzünden  batan  KOT fabrikasını/firmasını ve  Muhteşem  Kot Bey´i biliyoruz  ve  belli  ki  biz  artık evimize  televizyon  da  alıyoruz. Hatta  televizyon  bile kuruyoruz  da  o  televizyonlarda, üstünde  televizyonun  logosu bulunan  kupalardaki  kahvelerimizi  yudumlayarak, muhabbete Sezai Karakoç´u, Rahmetli Zarifoğlu´nu  meze  yapıp  edebiyat parçalıyoruz.Ne  demişti  Zarifoğlu… "Orası neresi burası bir adam.Halk aşksızsa, sokaklar banka  dükkanlarıyla  doludur" dememiş miydi?

Şimdi  bu  mısralarla  büyüyenler "Avrupa  Kültür  Başkenti" projesini  sırtlamıyorlar  mı? Size "Orası Neresi?" diye sorulduğunda "Burası  Avrupa  Kültür  Başkenti" derken  yozlaştırılan  gençlerin  halini  gördükçe  hiç  mi yüzünüz kızarmayacak?

Nerede  Efendimiz´ in (s.a.v) "Bu  eller  ateş  görmeyecek" diye kaldırdığı  nasırlı  eller, nerede  biz  sermaye  budalası  liberal Müslümancıkların  üç  kuruş  için  attığı  taklalar. Şimdi  her şeyi  bırakıp  ne  mi  yapmalıyız? Yoksa  bizim  hikâyemiz haşlama  suyu  evvela  ılık  ılık  koyulup  alıştırılan  kurbağa  gibi olacak. Giderek  her  şeye, her  aymazlığa, uzun  vadedeki meçhul  faydalarımız  için  katlanır  olduk. Böyle  anlarda  bari Andrea Gide'nin "Küçük  şeylere  sadık  kalanlar, büyük  şeylere  de  sadık  kalırlar" sözünü  hatırlayalım.

Dünya'da  bir  şeyler  değişecekse  bu  asla  bizim  hileli oyunlarımızla  olmayacak. Bizim  dünyada  nam-ı  hesabına katlandıklarımız  da  bize  fayda  sağlamayacak, ama  ne zaman ki  gömleğimizi  alttan  iliklemeye  başlarız, tırnağımızı  işaret parmağından  başlayarak  kesip, ayakkabımızı  giyerken  ters çeviririz  o  zaman  işler  hiçte  tahmin  etmediğimiz  şekilde işlemeye  başlar.

Evet, biz  buradayız  ve  burası  ülkemin  güzel  şehri  İstanbul. Bunu  da  evvela  bu  para  budalası, nam  düşkünü, AB  yardakçısı, takkeli  liberal zevata anlatacağız.

Hakan KALEMLİ

Yorumlar

İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
URL
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
 
Şuan Bu Sayfadasınız:

Sessizlik

Confessions of a Shopaholic Hayatın bir seher yeli kadar kısa olduğu anlarda gökyüzündeki kuşların çığlıkları bir başka gelir insanın kulağına. Ve sessizlik çöktüğünde gökyüzünün perçemine bir başka olur insan.

Haberler

Confessions of a Shopaholic AKP 'li Devlet Bakanı Egemen Bağış "Heybeliada Ruhban Okulunun, Türk vatandaşlarının ihtiyaçları olan hizmetleri sunabilmek için açılması gerektiğine inanıyorum." dedi.

Bilgi

Sample Images
II. Dünya savaşından sonra bir ilk gerçekleşerek kadın iş gücü bu tarihe kadar görülmemiş bir şekilde günlük hayata girdi. Savaşlar nedeniyle çok büyük kayıplar veren erkek iş gücüne destek olarak kadın iş gücü hayat bulmuş oldu.

Gündem

2006 yılında hükümet FİSKOBİRLİK ile kavgaya girdi. Ardından FİSKOBİRLİK yok olunca, şimdi de yerine kurulan TMO destekleme alımı yapmayınca üretici fındık kartellerinin pençesine insafsızca teslim edilmiş oldu

En Fazla Okunanlar

Altsayfa

Confessions of a Shopaholic

Her sayfanın altında bir sır gizlidir. İster sayfanın altını karıştırısın, ister sayfayı kapatır çıkarsın.