SİZİ BİR YERDEN TANIYOR GİBİYİMMavi Jeans´in televizyonlarda gösterilen "Burası İstanbul" temalı reklâmına herhalde rastlamışınızdır. Reklâmlar, aynı minvalde diyaloglar / durumlar üzerine kurulmuş.
Zibidi gibi giyinmiş bir oğlan ya da kıza annesi "Kızım / oğlum bu ne kılık" yollu laflar ediyor. Genç gayet edepsizce "Anne/baba ya... Aş artık bunları. Alış artık tarzıma." türünden laflar ediyor.
"Burası İstanbul" diyor. Burası İstanbul, eyvallah. Fetih şehri, Dersaadet, ecdadın kan dökerek aldığı İstanbul ama siz kimsiniz? Bu anne, kızına "Erkek arkadaşının jean´ ini mi giydin, oğlan seni bu kılıkta mı görecek?" diye soran/sorabilen çöpçatan bozması yapma anneler kim?
Maşallah, pek iyi yetişmiş gençler… Ana babalarına, "Öğren artık öğren. Alış tarzıma. Karışma. Burası İstanbul" diye cevap vermekte pek maharetlilerler. Üstad Necip Fazıl bir de bunları görseydi herhalde meşhur "Muhasebe" şiirine bodrum katını da eklemek zorunda kalırdı.
Bu sevimsiz konu hakkında fazla lakırdıya gerek yok, lakin gözlerimizin önündeki manzara birilerinin ne ‘nush´ tan ne de ‘tekdir´ den anlamadığını anlamamızı sağlıyor. Dedelerimizin çözülemeyen her sorunun anahtarı niyetine kullandığı budaklı meşe odunu meğerse bu devrin en hakiki ilacıymış. Fakat bizim mucizevi odunu acaba böyle davranan gençler mi, yoksa buna ortam hazırlayıp böyle bir hayatı özendiren zevat mı hakediyor? Ya da ilk önce iğneyi kendimize mi batırmamız lazım?
Bu yeni moda züppeliklerle avutulan gençler, İstanbul´u böyle abuk sabuk giyinilmesi gereken ve Avrupa Kültür Başkenti olan bir kent olarak tanıyorsa suç kimindir? "İstanbul Avrupa Kültür Başkenti" çalışmalarını göğsünü gere gere anlatanlar, bu organizasyonun her kademesinde hizmeti vazife bilen Divan Edebiyatı romantiği neo-muhafazakarlar ve pastadan pay kapmak için proje üstüne proje hazırlayan takkeli liberal İslamcılara bu yeni moda gençlik hayırlı uğurlu olsun.
İşçilerin kot pantolonunun böyle burjuva bir simgeye dönüşmesi ise belki başka bir makale konusudur, ama biz zaten "jean" diye bir kelime bilmiyoruz. Biz, Özal dönemi liberal ekonomi politikaları sayesinde memlekete giren yabancı sermaye yüzünden batan KOT fabrikasını/firmasını ve Muhteşem Kot Bey´i biliyoruz ve belli ki biz artık evimize televizyon da alıyoruz. Hatta televizyon bile kuruyoruz da o televizyonlarda, üstünde televizyonun logosu bulunan kupalardaki kahvelerimizi yudumlayarak, muhabbete Sezai Karakoç´u, Rahmetli Zarifoğlu´nu meze yapıp edebiyat parçalıyoruz.Ne demişti Zarifoğlu… "Orası neresi burası bir adam.Halk aşksızsa, sokaklar banka dükkanlarıyla doludur" dememiş miydi?
Şimdi bu mısralarla büyüyenler "Avrupa Kültür Başkenti" projesini sırtlamıyorlar mı? Size "Orası Neresi?" diye sorulduğunda "Burası Avrupa Kültür Başkenti" derken yozlaştırılan gençlerin halini gördükçe hiç mi yüzünüz kızarmayacak?
Nerede Efendimiz´ in (s.a.v) "Bu eller ateş görmeyecek" diye kaldırdığı nasırlı eller, nerede biz sermaye budalası liberal Müslümancıkların üç kuruş için attığı taklalar. Şimdi her şeyi bırakıp ne mi yapmalıyız? Yoksa bizim hikâyemiz haşlama suyu evvela ılık ılık koyulup alıştırılan kurbağa gibi olacak. Giderek her şeye, her aymazlığa, uzun vadedeki meçhul faydalarımız için katlanır olduk. Böyle anlarda bari Andrea Gide'nin "Küçük şeylere sadık kalanlar, büyük şeylere de sadık kalırlar" sözünü hatırlayalım.
Dünya'da bir şeyler değişecekse bu asla bizim hileli oyunlarımızla olmayacak. Bizim dünyada nam-ı hesabına katlandıklarımız da bize fayda sağlamayacak, ama ne zaman ki gömleğimizi alttan iliklemeye başlarız, tırnağımızı işaret parmağından başlayarak kesip, ayakkabımızı giyerken ters çeviririz o zaman işler hiçte tahmin etmediğimiz şekilde işlemeye başlar.
Evet, biz buradayız ve burası ülkemin güzel şehri İstanbul. Bunu da evvela bu para budalası, nam düşkünü, AB yardakçısı, takkeli liberal zevata anlatacağız.
Hakan KALEMLİ









AKP 'li Devlet Bakanı 

Yorumlar