MİLLİ GÖRÜŞ ERBAKAN VE KIBRIS
Televizyonda Gösterilen Kıbrıs Belgeseli ve Kıbrıs Harekatının Saklanan Gerçekleri 1990 yılı Temmuz-Ağustos aylarında Türk televizyonlarında gösterilen gazeteci ve televizyon yapımcısı Mehmet Ali Birand'ın hazırladığı sekiz dizilik "Kıbrıs Belgeseli" haklı olarak kamuoyunun takdirlerini kazanmıştı.
Ancak ne var ki, gazeteci Mehmet Ali Birand 1974 Kıbrıs barış harekatını nedense hep o günkü hükümetin iki ortağından özellikle birisinin gözüyle görmeyi ve olayları öylece kamuoyuna aktarmayı yeğledi. Oysa 1974 hükümetinin iki ortağından biri de Milli Selamet Partisi idi. Koca sekiz dizilik Kıbrıs belgeselinde hükümet ortaklarından Halk Partisi Lideri Sayın Bülent Ecevit'e toplam 1 saatlik bir zaman ayrılırken, asıl barış harekatı oylarıyla ve tavırlarıyla gerçekleştiren MSP'ye, MSP'li parlamenterlere ve onun lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan'a sekiz dizide toplam üç dakikalık bir yer "lütfen" ayrılmış oldu.
Dizi hazırlanırken M. Ali Birand, Bülent Ecevit'le yaptığı uzun görüşmeler gibi Sayın Necmeddin Erbakan'la da uzun görüşmeler yapmıştı ve eğer bu görüşmeler TV'den yayınlansaydı Kıbrıs Barış harekatının bilinmeyen yönleri de halkın gözünde daha bir aydınlanmış olacaktı.
Özellikle halk, Bülent Ecevit'in de doğruladığı gibi Kıbrıs'a çıkarma emrini ve gemilerin yükletilmesi emrini Başbakan yardımcısı Necmeddin Erbakan'ın verdiğini anlayacaktı. Hem de halkın gözünde popülaritesi bir hayli yüksek bir gazeteci olan Mehmet Ali Birand'ın yapımında bu gerçek öğrenilmiş olunacaktı. Herkesin bildiği gibi bu gerçekler televizyona yansımadı ve bir saatlik konuşma koskoca setiz dizide üç dakika gibi çok küçük bir zamana sıkıştırılıverdi.
Şimdi biz burada Mehmet Ali Birand'ın RP Lideri Necmeddin Erbakan'la yaptığı o güzel, fakat TV'de makaslanan konuşmasını buraya aynen alıyor ve bir kez daha Kıbrıs Barış harekatının gerçeklerini göz önüne sermiş oluyoruz.
1.1. HAREKAT EMRİNİN VERİLİŞİ
* Kıbrıs Harekâtı Türkiye'nin en önemli olaylarından biri. Kıbrıs Harekâtı bütün Cumhuriyet tarihinde ilk defa Türk ordusunun kendi sınırlarının dışına çıktığı bir olay. Kararın alınması aşamasını biliyoruz Kararın buraya nasıl geldiğini biliyoruz. Fakat en önemlisi eğer yanılmıyorsam sizin koalisyon ortağı olarak Başbakan Ecevit Londra'ya giderken havaalanında askerlerle yaptığınız bir konuşmadır. Ve sizin deyişinizle ilk kez yeşil ışığın yakılmağıdır. Nasıl oldu bu konuşma?
Evet. Kısaca açıklayayım. Biz Sayın Başbakanı, Hasan Esat Işık ve Oğuzhan Asiltürk Bey ile birlikte havaalanından Londra'ya uğurladık. Bu uğurlama merasiminde Kuvvet Komutanları, Genelkurmay Başkanı da beraberinde bulunmaktaydılar. Kendileri ile bir durum müzakeresi yapmak üzere hemen bir odaya çekildik. Bizim o zamanki Devlet Bakamımız Sayın Süleyman Arif Emre Bey de dışarıda bekliyordu.
Kuvvet Komutanları ile "Şimdi Ecevit İngiltere'ye gidiyor, durum nedir?" diye aramızda müzakere ettik. Onlar da "Siz şimdi başbakan vekilisiniz. Bizim şu anda dahi önemli bazı hususlarda nasıl hareket edeceğimizin bize bildirilmesine ihtiyacımız vardır" dediler. Bunun üzerine vaziyeti karşılıklı müzakere ettik. Şimdi tabiî o esnada çok önemli bir konu zaman faktörünü çok iyi kullanmaktı. Samson adada ihtilâl yapmış, ama herkes onu hemen kabul etmemiş. Makarios taraftarları ile Samson arasında çeşitli yerlerde silahlı mücadele oluyor, işte biz bu kargaşalıktan yararlanmaya önem veriyorduk. Onun için bir an evvel çıkartmanın yapılmasını istiyorduk. Kuvvet Komutanları da aynı arzu içerisindeydiler. Onlar da bunu takdir ediyorlar ve böyle olmalıdır diyorlardı.
Ancak dediler bunun böyle olması için bize şimdi bir emir verilmesi lâzım. Şu manada. Bakınız bizim askerimiz, ordumuz bu Kıbrıs olayları tarihînde bugüne, kadar iki defa bir nevi düş kırıklığına uğramıştır. Bunlardan bir tanesi İnönü zamanında; “Yükleyin dendi, yükledik.” Sonra arkasından Jhonson'un mektubu üzerine "Hayır geri dönün" dediler. Biz götürdük askeri İskenderun'a çıkarttık Ve böylece bir manevra görüntüsüne büründü yaptığımız iş. Demirel zamanında da "Yükleyin dendi, yükledik." Tekrar bizim topraklarımıza çıkardık. Şimdi bu aynı ordudur. Bugün bu ordunun içerisinde siz bize yükleyin ve yola çıkın derseniz ve ondan sonra da yoldan geriye çevirirseniz, ondan sonra biz arak bu askeri hiçbir zaman hakiki harekatın yapılacağını inandıramayız. Bunun önemini dikkate alarak ne yapacağız söyleyin dediler?" O an kendilerine şu suali sordum: "Şimdi şu anda farz edin ki biz hükümet olarak bu emri size verdik. En erken ne zaman Girne'ye çıkarma yapacaksınız?" Dediler ki "Bizim birtakım birliklerimiz ta İskenderun'da, Niğde'de (Komanda birliği vesaire.) Bunları biz o tarafa doğru kaydırıyoruz. Ancak şu anda bunları oralara getirip bu gemilerin hepsini yüklemek bütün her türlü silahlarla beraber. Ondan sonra da oradan hareket edip Adaya gitmek bütün bunların hepsi en erken cumartesi günü sabahleyin olabilir. Eğer şimdi bu emir bize kesin olarak verilirse.
* O ana kadar o emir kesin olarak verilmemiş miydi?
Hayır verilmemişti. Çünkü Ecevit İngiltere'ye gidecek, İngilizlerin ne diyeceği belli değil. Ecevit hiçbir zaman kesin emir vermedi. Biz Millî Güvenlik Kurulu'nda konuyu konuştuk. Konuştuğumuz zaman zaten Afyon'a giderken Ecevit'e olay çok önemlidir gitmeyin dedik. Ondan sonra da biz MSP olarak Ecevit, Afyon'da iken kendi Genel İdare Kurulu toplantımızı yaptık. Mutlaka müdahale etmek lâzımdır noktasına geldik biz MSP olarak. Onun için Millî Güvenlik Kurulu'nda da MSP kanadı olarak biz hep bir an evvel müdahale edilmelidir diyorduk. Halk Partisi'nin önemli bir kısmı bu macera olur, sakın ha böyle bir şey yapılmasın, edilmesin dediği için bir oyalama oluyordu. Ve biz ne Bakanlar Kurulu olarak ne Millî Güvenlik Konseyi olarak kesin bir karara varmış değildik. Bununla beraber olayın gecikmemesi gerektiği için işte bendeniz, "Yükleyin ve bu harekatı başlatın" dedim. Neyi düşünerek söyledim? Şunu düşünerek söyledim: "Ecevit perşembe günü akşamı. Geldiği zaman şayet çünkü bu hazırlıklar yapılacak, yüklenecek ancak harekât cuma sabahı olabilecek. Şayet bir aksilik olursa yani ille de hayır yapılmasın, edilmesin derlerse bu takdirde gemileri hareket ettirmemek veya hareketi tekrar bizim kıyılarınıza çıkartmak yani eski hükümetlerin yaptığının bir tekrarına dönüşür diye düşündüğüm için yapın bunu dedim. Ve diğer bir de tabiî Ecevit gitmeden önce İngiliz bölgesine çıkartalım; gerekirse diye düşünceleri vardı konuşmalar esnasında. Bir ihtimal olarak da onu gözetiyordum. Askerlerin bir an evvel harekatı başlatmak için istedikleri hükümet adına söz, bir orada kendilerine söylenmiş oldu. Bu ihtiyatlar hesaba katmak suretiyle.
* Siz Bülent Ecevit'in İngiltere'ye gitmesini tensip etmiş miydiniz?
Efendim biz başlangıçta tensip etmiyorduk. Biz Bülent Ecevit'in Londra'ya gitme teklifine muhatap olduğumuz anda bunun lüzumsuz bir şey olduğu kanaatindeydik. Çünkü çok mühimdi. Bize zaman kaybettirecek, oyalanacaktık. İkincisi İngiliz'ler ile yapılacak harekat bu Adanın dolaylı yoldan yine Yunanlılara verilmesi demektir. Biz bunları biliriz. Biz garantör devlet miyiz? Biz vazifemizi yapalım. Biz bunun üzerinde durmuşuzdur. Biz böyle dururken onlar tereddütte oldukları için konu Milli Güvenlik Konseyi'ne geldi. Yani önce "Gidilsin" denildi, en kısa zamanda. Bir iki gün gecikebiliriz de buna razı olun dediler biz de onun üzerine razı olduk.
* Yani MSP'nin bu çıkarmadaki tutumu ne idi?
Bu çıkarma için daha ilk günden itibaren yıllardan beri birikim içindeyiz. Şu kargaşalık esnasında gidip Adaya huzuru getirmek lazımdı. Ecevit'i Afyon'a uğurladıktan sonra yaptığımız Genel İdare Kurulu toplantımızda kesinlikle bir kanaate vardık ve bu kararı aldık biz. Bir an evvel bu müdahale yapılmalıdır. Bir nevi bendeniz tam yetki ile partimiz adına bir an evvel bu harekatı yaptırmanın gayreti içindeydim arkadaşlarımla beraber.
* Halk Partisi'nde tereddüt var mıydı? Yani kabinede tereddüt var mıydı?
Tabiî. O gitmeden önce yapılmış olan Bakanlar kurulu toplantısında ki, Millî Güvenlik Kurulu'nun arkasından yaptık. Halk Partisi'nin bir kısmı bizi destekliyor, bir kısmı ise bu macera olur, sakın böyle bir şey yapılmasın bu bütün dünyaya karşı savaş açmak demektir vesaire gibi uzun uzun sözler söylediler. Biz de bunların hep aksini savunduk Ve bir nevi onları ikna etmek için saatlerce uğraştık. Onar peki hele bir İngiltere'ye bakalım diye bir nevi zaman kazanmaya çalışıyorlardı, oyalanıyorlardı.
1.2. MSP'NİN TARİHİ ROLÜ
* Bir yerde MSP'nin harekâtın yapılmasındaki ağırlığını bir defa daha tekrar eder misiniz?
Hemen şunu söyleyeyim. MSP bu harekâtın fiilen başlamasında en önemli tarihî rolü oynamıştır. Çünkü Ecevit, Londra'dan döndükten sonra biz Başbakanlıkta Kuvvet Komutanları ile kendisini bekliyorduk. O havaalanında Oğuzhan Asiltürk Bey ve Esat Işık Bey ile beraber döndüler, geldiler. O'nu uğurladığımız zaman kendilerine yani Kuvvet Komutanları'na "Yükleyin askerleri bindirin, toplayın. Harekat bir nevi fiilen başlasın" dedik. Onlar da bunu yaptılar. Ecevit geldiği zaman gemiler yüklenmişti. Ve artık ertesi gün sabahleyin limandan ayrılacakları noktadaydık. Şimdi bir daha eski hükümetlerin durumuna düşmemek için kumandanlarla Ecevit’i bu işe ikna edelim. Bundan dolayıdır ki hep beraber artık dönüş olmayacağını savunalım diye de bir hazırlık yaptık. Geldi kendisi Londra'daki görüşmelerini anlattı. Biz de Türkiye'de neler yapıldı onu anlattık. Ve sonunda da dedik ki, işte şu anda gemiler yüklenmiştir. Ok yaydan çıkmıştır. Bunun dönüşü yoktur. Eğer dönülecek olursa bak işte askerler burada bir daha bu harekatı yapamıyoruz dedik. Birden bire telaşlandı. Bunu belki arzu ediyordu ama böyle bir karar verilmiş olması onu o anda telaşlandırdı.
* Tereddütleri var mıydı yani?
O anda başlatmakta tereddüdü vardı, ama baktı ki bu iş başlamış. Şimdi kendini buna hazırladı ve o şekilde meseleyi düşünmeye çalıştı. Ve Kuvvet Komutanları'na gidersek muharebeyi yürütecek gücümüz var mıdır, yok mudur? diye tekrar sualler sorduğu zaman Deniz Kuvvetleri Komutanı, "Ben Karadeniz çocuğuyum. Bir kayıkla bile gider oraya çıkarım" dedi. Onun bu sözü çok memnuniyet verici, güven verici bir söz oldu. Diğer komutanlar da başta Sancar Paşa olmak üzere bunun yürütülmesi lazımdır noktasında ısrarla durunca o halde Bakanlar Kurulu'nu toplayalım orada konuşalım dedik. Bir nevi bir emrivaki ile karşılaştı. O yüklemelerin plânların yapılmış olacağını tahmin etmiyordu. Ve böyle bir durumla karşılaştı. Bakanlar Kurulu'nu topladık. Şimdi Bakanlar Kurulu'nda bu sefer Halk Partili birtakım bakanlar baktılar ki bu iş çok ciddileşmiş bunun üzerine kırk dereden su getirmeye başladılar. İşte üzerimize şu da gelir, bu da gelir, bütün dünyaya karşı harp açıyorsunuz, nasıl olur? Bunun önü var, sonu var. Saatlerce konuşmalar yaptık. Ama konuşmalar esnasında kendilerini tekrar tekrar ikna ettik. Bakınız bu harekatı yapmaya mecburuz. Bu yılların birikimidir. Ve yapacaksak şimdi yapmaya mecburuz diye bunları tekrar tekrar izah edilince o gece o harekatın yapılmasına Bakanlar Kurulu olarak karar verdik, işte Bakanlar kurulu kararı böyle alınmıştır. Karar alındıktan sonra yine tarihi bir olaydır hatta arkadaşlarımızdan birisi Halk Partili bir Bakana "Bak tarihi bir karar aldık. Şimdide işte bugün cuma günü gelmiştir. Hep beraber gelin cuma namazını Kocatepe Camii'nde kılalım. Kimseye bir şey hissettirmeyiz ama Cenâb-ı Hak’tan zafer nasip etmesi için dua ederiz." dedi. Ama ertesi gün Kocatepe'ye sadece MSPli Bakanlar geldi. Halk Partili bakanlar ya başka camiye gittiler ya da gelmeyi uygun görmediler. Bir teklifimiz daha oldu: "Şimdi Diyanet İşleri Başkanımız gitsin sabahleyin gemiler hareket edecek bir an evvel haber verelim ve gemiler hareket etmeden bir dua yapsın" dedik, o zaman Devlet Bakanı Arif Emre Bey Diyanet işleri Başkanı'nı buldu Mersin'e gidip bu duayı yaptırdı. Diyanet İşleri Başkanı gemiler sahilden ayrılmadan önce gitmiş orda dua yapmıştır..
1.3. LİDERLER TEREDDÜTLÜ
* Liderler toplantısında kim ne dedi?
Tabiî bu çok önemli bir konudur. Şu kadarını açıklayayım ki, liderler toplantısında biz hiçbir lideri -evet böyle bir şey yapılmasını arzu ediyordu önemli bir kısmı ama- bizim istediğimiz kararlılıkta görmedik. Hepsi tereddütler ihzar ediyordu. Belki ismini açıklamak doğru olmaz Baykal Bey de müzakerede beraberdi.
* Ana muhalefet lideri ne dedi meselâ?
Efendim şimdi tabi macera olur diyorlar şimdi bunlar. Onların şeyi bu. Bir tanesi de Amerika'dan yazılı muvafakat almadan bu harekata kalkışmayın diyecek kadar tekliflerde bulunmuştur. Bunları yaşadık. Biz içimizden zaten ki bendeniz harekatı başlatmış idim. Demin söylediğim şekilde. O hüsnü niyetle dinliyorduk bunları. Onların bu konuşmalarında biz konuşmalarda yetkimiz olduğunu teyit etmekti asıl kastımız buydu. Bir de hakikaten teklifleri nedir görelim ve bunları böyle bir harekata hazırlayalım. Biz hep iyi ama nasıl olur müdahale etmek gerekmez mi? Bunları hep müdahaleye çekmeye çalışıyorduk. Onlar da hep tereddüt gösteriyorlardı. Bize ihtiyatlı olun sakın ha diye tavsiyelerde bulunuyorlardı.
* Harekat başladı Ateşkesi nasıl karşıladınız?
Şimdi tabiî efendim bu olayın çok önemli kısmı da budur. Harekatın başladığı ve o gün daha hemen akşamleyin Şişko harekat başlarken hemen hemen doğru havaalanına koşup Atina'ya gitmişti. Orada bir muhatap bulamamış akşam üzeri tekrar dönmüş gelmişti. Dönünce tabiî Ecevit ile görüşmüş o gün de Birleşmiş Milletler karar almış saat: 5'te. "Ateşkes" diye. Şimdi Şişko da o karara dayanarak ve Amerikan emirlerini bildirerek bir arada ateşi kesin olduğunuz yerde durun daha ileriye gitmeyin diyerek Ecevit'i sıkıştırmış. Biz orada yoktuk onlar konuştuklarında ama Ecevit bunun üzerine Bakanlar Kurulu'nu topladı. Biz geldik. Birleşmiş Milletlerin bu kararı üzerine asıl o zaman biz ateşi başlattık ateş püskürttük. Asıl o zaman biz başlattık ateşi Bakanlar Kurulu'nun içinde. Nasıl olur? Biz daha Ada'da yerleşmiş değiliz? Gelen haberler o kadar tereddütlü ki. Ve o gece Yunan alayının bir mukabil taarruza geçtiği haberi geldi bize. Acaba top yekûn denize mi dökülüyoruz diye tereddüt geçirdik. Bize gelen haberlere göre bu şartlar altında yani Ada'ya kesin olarak yerleşmemiz belli olmayan bir noktada ateş kesin sizi denize döksünler demek mümkün müdür? Hararetle katiyen biz bir karar aldık. Ne o karanınız önce G-5 hattına kadar geleceğiz. Yani büyük bir harekat ilk önce yapılacak sonra ikinci kısım devam edecek idi. Şu anda biz G-5 hatana geleceğiz diye karar almadık mı? Bu karar daha önce niçin alındı? Şimdi bugün gelmişsiniz -beş gün bu hareket devam edecek- ateşkes: "Efendim Birleşmiş Milletler Karar aldı. Birleşmiş Milletlerin aldığı hangi karara bu İsrail bugüne kadar uydu. Yani karar alınıyor biz uyacağız başkası uymayacak. Böylesine önemli bir hayat meselesinde bu kararlar gözetilmez. Mutlaka yerine gelecek, dedik ve Ecevit'i ikna ettik. Ecevit hatta MSP kanadına teşekkür ederim. Bizi bir yanılgıdan kurtardılar" dediler ve yanılmıyorsam kısa bir müddet önce, bir gazetedeki bir açıklamalarında bu olayı tekrar ettiler. Fakat ateşkes işi bununla bitmedi. Sabahleyin tekrar Bakanlar Kurulu toplandı bu haberler üzerine. Sabahki Bakanlar Kurulu’nda Halk Partili Bakanların bir kısmı susuyor, fakat diğer bir kısmı görseniz bizim üzerimize nasıl geliyorlar. Diyorlar ki; gördünüz mü bakın şimdi. Taşucundaki telsizimiz çalışmıyor. Eeee işte şimdi gördünüz mü; füzeler tükeniyor. Kendilerine dedik ki, sizin verdiğiniz bilgilere inanmıyoruz, askerin durumunu bizzat askerlerimizden dinleyelim. Bunun üzerine Necdet Uruğ Paşa, Plân Prensipler Dairesi Başkanıydı o zaman. Diğer bir general ile beraber Bakanlar Kurulu'na geldiler. Bakanlar Kurulu'nda; "Durum nedir yani, büyük bir harekat yapılmış bize malumat verdiler. Biz buradayız onlar burada sonra kendilerine sualler sorduk. Dedik ki: Arkadaşlarımız Şevket Kazan Bey bilhassa diğer Halk Partili bakanlara söylediği sözleri bir şey söyledi. Dedi ki: Taşucundaki telsizimiz bozulmuş doğru mu? Hayır kim söyledi bunu? Peki dedik: Füzelerimiz tükeniyormuş doğru mu? Bunun gibi beş tane harekatı yapacak füzemiz var, dendi. Bu esnada ismini açıklamayı uygun görmediğim bir bakan, askerlere politik sual soruyorsunuz, ben bu toplantıda bulunamam dedi. Ki biraz önce bu haberleri getiren bakan arkadaşımız içeride oturamadı dışarıya çıktı. Fakat bu hiçbir şeyi değiştirmedi. Müzakere devam etti ve bu müzakerenin sonunda bendeniz sadece bu ateşkes için değil. Bilahare mutlaka harekat sonuna kadar gitmesi lâzım gelmesini istediğim ve inandığım için o müzakerede en son askerlere şu suali sordum: "Dedim ki; şu bulunduğunuz yerde veya G-5'te bizim kendimizi savunmamız mümkün mü' O zaman askerlerin verdiği cevap şu oldu: Biz oraya götürdüğümüz birlikleri yerleştirmek isteseydik bu bahçe kadarlık yere zaten yerleştiremeyiz. Burada durmak mümkün değildir. Kaldı ki bir muharebedeyiz. Böyle yoğun bir yerleşme halinde yoğun bir bombardımana maruz kalacak olursak çok büyük zayiat veririz. Askerî bakımdan buralarda durmak hiç mümkün değil. Peki teşekkür ederiz dedik. Ondan sonra bizim işimiz kolaylaştı. Ve o gün ikinci defa pazar sabahı ateşkesi önledik. Ve Ecevit gitti Sisko'ya hedeflere ulaşıncaya kadar yapılacak bir şey yoktur, dedi.
Ancak iş gene de bitmedi. İkinci günün akşamı yani pazarı pazartesiye bağlayan akşam tekrar ateşkes için geldiler. Geldikleri zaman dediler ki: Efendim bütün dünyayı karşımıza alıyoruz, şöyle oluyor, böyle oluyor. Biz askerin durumuna bakarız dedik. Bizim kendi ordumuzun durumuna. Savunulabilecek bir yere geldi mi buna bakarız. Efendim ben askerlerle konuştum böyle bir dunun olduğunu söylüyorlar, dedi. O halde müsaade ederseniz ben de bir konuşayım dedim. Bakanlar Kurulu'ndaki arkadaşlar beklerken çıktım Genelkurmay Başkanlığı'na gittim. Rahmetli Sancar orada harekatı takip ediyordu. Kendisinden malumat rica ettim Kendisi o malûmat esnasında dedi ki, biz G-5 hedeflerine vaktinden önce ulaşırız. Sizden ricam şudur Ateşkesi yarın saat 5’ten önce ilân etmeyin. Çünkü bizim 5'e kadar gideceğimiz yerler var. Yarın saat 5'te askerî bakımdan G-5 hattını tutmuş olacağız. Zaten harekâtın birinci kısmı buydu. Ondan sonra da ikinci kısmım yapacağız. Kendine dedim ki, bakın sizin uzmanlarınız, generalleriniz geldiler bize burada tutunamayız ilanihaye dedi. Yeşil hatta kadar geleceğiz. Kendisine şunu dedim. Bakın Sayın Genelkurmay Başkanım, şimdi bizim durumumuza inanmayın. MSP kanadı olarak ateş kesilsin diye karara iştirak edebiliriz, kestirebiliriz. Ama daha sonra ikinci harekatı başlatmaya gücümüz yetmiyor. Genelkurmay Başkanı'na durumun ne dar kötü, önemli ve kritik olduğunu izah ettim. Dedim ki; bakınız biz ateşkes karan alabiliriz MSP kanadı olarak. Bu kararın alınmasına gücümüz yetiyor. Ama tekrar ikinci harekatın başlatılması için emir vermeye tek başımıza gücümüz yetmiyor. Onun için ben sizden asker olarak bir söz istiyorum. Ne yapıp ne edip ikinci harekatı devam ettireceksiniz. Burada tutunmanız zaten mümkün değil. Size asker sözü veriyorum, dedi. Ve eliyle çizmiş olduğu haritayı da hatıra olarak aldım, Bakanlar Kurulu'na geldim. Bakanlar Kurulu'nda arkadaşlara izahat verdim. Bakınız Genelkurmay Başkanımız dedi ki, burada tutunmak mümkün değil. Daha önce düşünülmüş olan yeşil hatta kadar gidilmesi şarttır. Biz G-5 hudutlarına çok yaklaştık. Buralara geliyoruz. Yarın saat 5'te ateş kesilecek olursa o takdirde G-5 ile ilgili plânladığımız bölge tamamen kontrolümüz altına girecektir. İşte bu sebepler den dolayıdır ki, biz MSP Kanadı olarak bu şartlarla ateşkese evet diyoruz. Şartımız şudur: Ateşkes yarın saat 5'te ilân edilecek. Bunu Genelkurmay Başkanı'ndan bilhassa rica ettik. Hem orada durduğu zaman askerlerin harekatı gevşemesin, hem de yanlış bir yerde kalma mecburiyetinde kalmayalım. Ve arkadan ikinci harekat da en kısa bir süre içerisinde başlatılacak. Bu şartlarla ateşkese şimdilik evet diyoruz, dedik Ancak çok önemli bir noktayı açıklamak mecburiyetindeyim. Sayın Ecevit bilhassa gazetecilikten gelme alışkanlığıyla olacak o gün saat beşe kadar beklemedi saat 11.00'de ateşkesi açıkladığından dolayı da çok büyük kayba uğradı. Çünkü sonradan yapılan tespitlere göre Lefkoşe'nin tümü bugün kontrolümüzde olacağından dolayı sırf erken ateşkes ilân etme yüzünden Lefkoşe'nin bir kısmını kaybetmişizdir. Havaalanını kontrol edememişizdir. Hava alanını tekrar savunmaya başladılar. Ve Lefkoşe'deki TRT’yi kontrolümüz altına alacaktık, bunları alamadık. Erken ilândan dolayı askerlerin söylediği tavsiyeye uyulmadı. Halbuki Bakanlar Kurulu kararında bu şart alındı. Kıbrıs olayları da maalesef Bakanlar Kurulu'nda hükümet olarak alınan kararlara sonraki tatbikatta bazı konulara uyulmadığını üzülerek görmüşüzdür.
1.4. KIBRIS'IN TAMAMI ALINMALIDIR
* Beyefendi MSP'nin askerî harekat sırasında harekat ile ilgili olarak Kıbrıs'taki hedefleri veya plânı neydi? Askeri harekât sizce nereye kadar gitmeliydi?
Kıbrıs'taki bu harekattaki hedefimiz bütün Kıbrıs'ın tamamını kontrolümüz altına almak idi. Ancak burada şu açıklamayı yapmam lâzım. Onun için bunun birkaç önemli sebebi vardı. Bunlardan bir tanesi biz garantör devlet olarak bu harekâtı yapıyoruz. Burada bizim garantimiz Kıbrıs'ın tümü üzerindedir. Öyleyse Kıbrıs'ın tümü üzerinde can güvenliğini sağlamamız bizim vazifemiz. Bütününü aldığımız zaman Ada'nın savunması çok daha kolaydır, bugünküne nazaran. İkincisi Rum tarafında da birçok kardeşimiz var. Orada köylerde katliamlar oluyor. Biz Ada'nın bir kısmını kontrolümüz altına alıp öbür kısmını kontrolümüz dışında bırakırsak burada katliamlar hatta intikam için daha da şiddette devam eder. Bundan başka bizim pazarlık marjımız olacak, yani biz daha o harekatı yaparken hedefimiz Ada'nın tamamına sahip olmak değil. Bizim kısmı ayıralım, huzur istiyoruz. Rumlar başka yerde yaşasın, biz başka yerde yaşayalım. Ancak bunu Rumlara kabul ettirebilmek için tamamında görevimizi yapalım sonra kabul ederseniz çekiliriz. Kabul etmezseniz çekilmeyiz diyelim.
* Türkiye tamamını aldığı takdirde bütün dış dünyanın şeyini...
Hiç şüphesiz. Tamamını alması ile yansını alması arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü dış dünya Türkiye'ye zaten hiçbir noktada hiçbir sebepten dolayı insaf göstermiyor ki.
* Bütün politikanız da bu mu oldu?
Biz tabiî harekatta bunun yapılmasını istedik. Fakat coğrafî taksimatı esas aldık. Bundan dolayıdır ki ikinci harekatı başlatmayı mutlaka şart görüyorduk. Onsuz olamaz idi. Ve bin bir uğraşmalarla ikinci harekatı başlattık. Ve ikinci harekat durdurulurken de biz o hedeflere ulaşılmasını ısrarla istedik. En azından Larnaka mutlaka alınmalıdır dedik. Sonradan öğreniyoruz ki Larnaka'yı almak üzere giden bizim Kuvvet Komutanı'na bizden gizli olarak hayır gitmeyin geri dönün diye emir verilmiş kendisine. Bunu sonradan öğrendik. Hatta Sayın Erbakan bizi Larnaka yolundan çevirmeseydiniz çok daha iyi olacaktı dedi. Ecevit de oradaydı. Ben de dedim ki: Bak işte kendisi burada. Biz çevirmedik, o çevirmiş demek ki. Bunu da burada tespit etmiş oluyoruz dedik.
1.5. CENEVRE KONFERANSI
* Siz Cenevre Konferansından ne bekliyordunuz?
Biz Cenevre Konferansından hiçbir şey beklemiyorduk. Aman bunlarla aramızda hiçbir anlaşma olmasın diye gece gündüz uğraşıyorduk. Çünkü Cenevre Konferansı bizim millî menfaatlerimiz açısından son derece yersiz bir konferanstı. Cenevre Konferansı yapıldı malûm. Birincisi ateşkes anlaşması. Bu ateşkes anlaşması için götürülen Rumların bizim G-5 hattından 5 kilometre geriye çekilmeleri teklifini götürdü. Bu teklif bize hiçbir şey kazandırmıyor. Farz edin ki evet dediler hapı yuttuk. Neden bir müddet sonra gelecekler, bizim madem ki G-5'i askerî bakımdan tutmamız mümkün değildi hazırlık yapacaklar. Yunanistan'dan kuvvet getirecekler, başka yerlerden kuvvetler alacaklar bizi buradan geri püskürtecekler. Biz hem bir maceraya girmiş olacağız, hem de çok ağır zayiat vereceğiz. Çünkü askerler bize izahat verirken demişlerdi ki, bakınız bu askerî harekat o günkü parayla 9 milyar liraya mal olur. Yani 500 milyon dolar harcadık haberiniz olsun. İkincisi de en az 40 bin kişilik kuvvet ile yapılması gerekir. Bugüne kadarki denemelerde böyle bir harekatta dörtte birlik zayiatın göze alınması gerekir. Allah'ın büyük lütfüdür ki bize 500 tane şehitle bu harekatı başarmak nasip olmuştur. Bu rakam ordumuzun ne derece kabiliyetli olduğunu gösteren bir rakamdır. Uzmanların fikri böyle bir harekatta dörtte birlik zayiatı göze almak lâzım gelir kanaatindeydi.
* Çok Kantonlu öneri teklifine sizin teklifiniz ne oldu?
Biz bunun tamamen Rumların işine yaramayacağını ve kısa bir süre sonra önce Rumların sonra da Ada'nın Yunanistan'a gitmesinin en rahat, en kolay yolu olduğunu düşünüyoruz. Siz kantolara ayıracaksınız. Orada bizim muhtarlarımız olacak. Yönetim bunlarda olacak. Bu nasıl şey? Yani Rumları tanımadan hayalî bir teklif idi bu. Ondan dolayı biz kesinlikle bunun karşısına çıktık. Bu münakaşalarımız Millî Güvenlik Kurulu'na gitti. Allah'tan askerler iki deneme yanıltması arasında bizim tarafımızı tuttu. Böyle bir kanton çözümü bize hiçbir şey getirmez. Hiçbir şeyi kontrol edemeyiz, hiçbir şeyi muhafaza edemeyiz. Biz fikirlerimizi açtık baktık ki askerler de aynen bizim gibi düşünüyor. Bizi desteklediler ve nitekim Cenevre Antlaşmalarına yanlış coğrafi taksimatın götürülmesine karar verdik dendi. Hatta o günkü Dışişleri Bakanı bana, "Hiçbir pazarlık marjı bırakmıyorsunuz. Nasıl pazarlık edeceğim. Bir anlaşma umudu yok" dedi. İçimizden aman Allah'a şükür iyi ki bir anlaşma imkanı olmasın dedim. Çünkü o günkü tekliflerden hangisine Rumlar evet dese her ikisi de bizim için doğru değildi. Çünkü onlar coğrafi taksimatı yine de Federal Devlet taksimatı olarak düşünüyordu. Onarın götürdükleri taksimat her iki şıkkı da bizim kabul edebileceğimiz bir taksimat değildi. Biz ise coğrafî taksimatı iki bağımsız devlet olarak düşünüyorduk. Kıbrıs Harekatı sırasında şunu bu fırsatla açıklamak isterim. Cenab-ı Hakk, bize hep Makarios ve Rum tarafı vasıtası ile yardım etti. Çünkü bizim kendi ortaklarımızın bütün bu olumsuz teklifleri oraya gitmiştir. Onlar hayır demişlerdi. Eğer bir tanesine, evet demiş olsalardı ada Yunanlıların olurdu. Biz bugün de aynı kanaatteyiz. Şimdi bugünkü hükümet, bugünkü siyasî iktidar teklifler götürüyor. Şu götürdükleri tekliflere bir evet deseler hapı yuttuk. Bu Ada tekrar Yunanistan'a gider.
1.6. BAĞIMSIZ DEVLET ŞART
* Siz hiç Kissinger ile görüştünüz mü?
Hayır, hayır.
* Harekât sonrasında MSP'nin politikası ne idi?
İkinci harekât ta bitti. Ondan sonra bizim politikamız: Biz Kıbrıs'ta coğrafî taksimat yapılsın iki tane bağımsız devlet kurulsun. Zaten barış harekatı başlarken bizim karanınız buydu. Sonunda açıkça bunu ilân ettik. Biz federe devlet, federal devlet istemeyiz. Ya ne olacak? İkisi de aynı, hudutları kesin şekilde ayrılmış iki tane bağımsız devlet olacak. Tabiî buranın muhafaza altında bulunması lâzım. Bizim tarafımızdan ta ki burada huzur yerleşsin kesin kararımız buydu. Ancak ortaklarımız başta olmak üzere aman efendim nasıl olur, nasıl ederiz illa federe devlet dedikleri Ada'yı Rumlara vermektir. Biz Rumları biliyoruz tanıyoruz. Bunlar 7 senedir kesmedik adam mı bıraktı? Bir araya geleceksiniz hır gürden başka ne olacak? Şimdi Allah'a şükür ki Ada'da huzur var. Bu kadar yıldan beri bu huzur ne ile temin ediliyor? Arada kesin bir hududun bulunması ile yani bizim tezimiz. O vakit bunun konuşulmasını bile büyük bir cesaret sayıyorlar. Hatta o vakit, sus, yapma, etme de dediler. Niye? Abileri hoşlanmazmış. Eeee ne oldu sonra? 10 sene geçti orada bağımsız bir devlet kurmaktan başka çare yoktur dediler. Ondan sonra yine de bunu göstermelik yaptılar ciddi yapamadılar. Çünkü bunlarda Millî Görüş yok. Bizim bugün dahi her zaman ifade ettiğimiz gerçek odur ki, şu Rumların peşine düşüp, dış güçlerin emriyle onlara yalvarıp yakaran durum bir anda bırakılsa biz bilakis orada kurulmuş olan bağımsız devletin bütün Müslüman devletler tarafından tanınmasına bu gayretleri harcasak çok daha akıllıca bir iş yaparız. Ve Ada'da yaşayanların huzuru için de en hayırlı işi yapmış oluruz.
* Son sorum beyefendi. Kıbrıs meselesi sizce bitti mi?
Kıbrıs meselesi bizce bitmiştir. Bizim Kıbrıs meselesi diye bir meselemiz yoktur. Adada iki tane ayrı bölge var. İnsanlar huzur içerisinde yıllardan beri yaşıyorlar. Kıbrıs meselesi diye bir meselemiz yoktur. Bütün bunlar dış güçlerin meyliyle bu taklitçilerin ille de kendilerine yaranmak için yaptıkları lüzumsuz, manasız gayr-i millî davranışlardır, hareketlerdir. Cenâb-ı Hakk bize yine Rumlarla yardım ediyor, bunlarla değil. Onlar yine bu tekliflere hayır diyor. Allah'a şükür. Çok çok teşekkür ederim. Sağ olun.
PROF.DR. NECMETTİN ERBAKAN RP GENEL BAŞKANI 1990, HAZİRAN MAYIS/1999









AKP 'li Devlet Bakanı 

Yorumlar